Yıllardır altında beklediğim bu ağaca hiç kafamı kaldırıp bakmamıştım. Çok mu mutluydum da aklıma gelmemişti? Aslına bakarsanız yukarısıyla da etrafımla da işim yokmuş benim, derdim hep zamanı kovalamakmış. Saat kaç, nerede kaldı, kaça kadar buradayız? Beynimi harcadıklarıma bakın.


Hayat telaşından çıktığım andı başımı kaldırıp bu ağaca baktığım an. Ne kadar güzel olduğunu düşündüm, ne kadar ihtişamlı! İlk tepkimden sonra kendime inanamadım. Nasıl bu kadar zaman burada durup hiç fark etmedim? Bir ağaca bu kadar anlam yüklenir mi bilmiyorum, hep birlikte göreceğiz belki. Bir saniyelik farkındalık için yazı yazmak gereksiz mi, umurumda değil. Olayların ne olduğu değildir ya önemli olan, size hissettirdikleridir. Herkes mantığıyla hareket ettiğini iddia etse de hislerimizle yolumuzu buluruz daima.


Genellikle başım önümde ya da birlikte olduğum insanın bakışında yürümeyi tercih ettiğim için az öteden geçen ünlüyü görmem. Hemen ileride önündeki motorsiklete çarpan arabayı da görmem, tek gördüğüm ünlünün arkası veya arabanın ilerisinde devrilmiş motorsiklet olur. Ya yanımdaki dürtmeli beni ya da kıyamet kopmalı ki kaldırayım başımı. Telaşımı atıp kenara, olanı biteni seyredeyim... Önemli olan kafamızın içinden bir adım atmak değil midir dışarı? Düşünün, Kadıköy sokaklarında birbirine çarpa çarpa oraya buraya koşturan insanları. Hangisi tam anlamıyla o sokakta, kim ne yapsın etrafında olanı biteni? Nasılsa büyük olay çıksa haberini okuruz ya.


Şimdi bu ağaçtan bir parça kalsın istiyorum bende. Kafamın içi kadar benimle olanlar olarak yanımda belki de en çok sevdiğim insan ve yukarıda yemyeşil. Artık üç yerdeyim, kendim de içinde.