Pazartesi, 09.17


Uyandım. Rahatsızdım. Vardım. Çok rahatsızdım. Nasıl inandıracağım? Tanrı'm!


Uyanıyordum, üstelik de her sabah! Böylesi bir lanet dünya üzerinde görülmemiştir. Bir suç işledim ve ceza olarak uyanıp duruyorum. Uyanmak, uyanmak, uyanmak… Çıldıracağım!


Uyumadan uyanmanın ne demek olduğunu bilmek zorunda değildim. Yaşamımın önemli bir kısmını uykuda geçirdim; bu sebeple ki şimdi asla uyuyamıyorum. Sürekli uyanıyorum ama. Tanrı'm, benimle alay mı ediyorsun?


Çarşaflarım beyaz ve sırf ölümü tadıyor gibi yapmak için ona sarılıp kendimi mumyaladığımı varsayıyorum. Bu ne denli yalnızlık! Katilim bile yok, kendimi öldürüyorum. Uyumadığım her uykudan uyanışımda birer birer sıyırıyorum kefenimsi nevresimlerimi üzerimden. Ama nasıl büyük haz! Ölümden dirilmek, diriliş yolunda ölmek… Bunun üzerine bir öykü yazılır mı? Saçmalama.


Off… Sabah sabah! Yapılacak onlarca işim var. Bugün yapmasam ziyanı olmaz diye düşünüyorum; dün de aynı işlerdim, yarın da işlerim. Ben yalnızca işlerim. Hem fiil hem isim olarak. Peki bunun üzerine bir öyk- Sus artık!


Mutluyum. Gerçekten. Rahatsızım da biraz. Ne yapacağımı bilmeden, yaşayıp yaşamadığıma dair kararsızlığımla mutlu ve rahatsızım. Bu beni huzurlu yapar mı? Bir boşluk daha açıldı. Huzurlu muyum huzursuz mu? Huzursuzluğum, öfkemi açıklıyor mu? Evet, bir de öfkeyi düşünelim. Yahu, sabah sabah!


Telefonuma uzanıp sevdiğim bir şarkıyı açacağım ve güne sevdiğim bir şarkıyla başladığım için kendimi seveceğim. Bugün kendimi çok seveceğim, bunu ispatlayabilirim. Telefonuma uzanmalıyım. Bunu yapmalıyım ama o titreşimleri duymak istiyor muyum? Ardı arkası kesilmeyen gece kuşlarının “Vink, vink!” sesleri… Ya hiçbir titreşim gelmezse? Herkes bütün gece deliksiz uykularında bu cehennemden uzaklaştıysa ve bir tek bensem karanlıkta daha da karanlıkla savaşan? Telefon titremeli mi titrememeli mi? Telefonu kırsam… Çok pahalı.


Off… Daha sabah!


Duşa gireceğim. Duşa girip duş jelinin o bayıldığım çilek kokusunu içime çekeceğim. Pütür pütür dokusunun vücuduma peeling yaptığına ve bunun beni daha da genç göstereceğine inanacağım. Sonrasında genç görünümümün verdiği güzelliğimin bana kilitli kapıları açmasını umacak, umutla dolacağım. Bu umudun beni yaşamda tutacağından kuşkum yok. Evet, çilekli duş jelimin pütürlü dokusu beni hayatta tutacak. Tanrı'm, yaşam ne kadar güzel! Yaşamım bir duş jelinden dahi medet umacak kadar canlı. Yoksa yaşamım bir duş jeline bel bağlayacak kadar darmadağın mı? Keşke vanilya kokulu alsaydım. Belki de bir sonraki alışverişimde onu alırım. Evet! Bir sonraki alışverişimde vanilya kokulu duş jeli almak için bugün hayatta kalacağım.


Bu arada, saate bakmak için telefona uzanmak zorundayım. Başarabilirim.


Pazartesi, 09.18




*Resim: The Scream (1893), Edvard Munch