Bu kitabı ilk kez metroda karşımda duran bir hanımefendi okurken görmüştüm. Göze çarpan bir kapağı olduğundan olsa gerek kendime direkt bu soruyu sordum, metroda ve ayakta olduğumu varsayarsak cevabım çok da iç açıcı değildi. Öncelikle şunu söylemeliyim ki siz de kişisel gelişim kitaplarıyla ilgilenen biri değilseniz ama İlber Ortaylı’nın tavsiyelerini merak ediyorsanız; endişelenecek bir şey yok, çünkü bu bir kişisel gelişim kitabı değil. Fakat isminin tamamen popüler kültür ürünü olduğunu söylemeden geçemeyeceğim zira kitap size bu sorunun cevabını vermiyor. Açıkçası herhangi bir kitabın da size bu sorunun cevabını verebileceğini düşünmüyorum.

Kitap tamamen sohbet havasında kaleme alınmış, bazı bölümlerde bunu çok yoğun hissediyorsunuz çünkü hayatınızda hiç duymadığınız ve bir daha hiç karşınıza çıkmayacak konulardan da bahsettiği oluyor İlber Hoca’nın. Eh, İlber Hoca anlatınca dinliyorsunuz haliyle. Kendisi bir tarihçi olduğu için hayata bakış açısını da bu yönde geliştirmiş biri ve kitapta bunu hemen hemen her sayfada görüyorsunuz. Spesifik bir konuda bile tarihî bir karakterden ya da olaydan örnek veriyor. Tarihle pek ilgili değilseniz bu durum size sıkıcı gelebilir.

Kitap bölümlere ayrılmış ve her biri içerisinde hayata dair güzel tavsiyeler barındırıyor. Hangi yaş aralıklarında, nasıl daha verimli oluruz? Nasıl çalışmalıyız? Nasıl seyahat edilir? Hangi ülkeleri görmeliyiz? Eğitimde hangi tercihleri yapmalıyız? Sohbeti sırasında bunlar gibi birçok tavsiye veriyor İlber Hoca. Ayrıca kitapta tavsiye ettiği film, kitap, müze, kütüphane, müzik albümü listelerini de görebilirsiniz. Bu tavsiyelerin neredeyse tamamı İlber Hoca’nın tarihçi kimliğiyle verilmiş tavsiyeler, yani bu tavsiyelerin tamamına katılacağınız gibi hiçbirine katılmayabilirsiniz de. Bazen kendisinin çok keskin görüşlerine de tanık oluyorsunuz: “Öğrenmek derken, yarım yamalak öğrenmekten değil; gerçekten öğrenmekten bahsediyorum. on beşinden sonra bir lisanı çok iyi derecede öğrenemezsin. Mesela ata binmeyi de öğrenemezsin, düşer kafanı kırarsın. Piyano çalmayı öğrenemezsin. Kısacası o yaştan sonra hiçbir şey öğrenilmez; ancak belirgin bir şeyin üzerinde yeni yöntemler, geliştirmeler yapılabilir.” (BİLGİCİ, 2020).

Farklı alanlarda olmak üzere birçok şeyi on beş yaşından sonra öğrenmiş biri olarak onun bu görüşüne katılmıyorum. Şüphesiz İlber Hoca denince ilk akla gelenlerden biri de onun eleştirileridir. Hoca’nın sohbeti sırasında da eleştirilerine sık sık rastlıyorsunuz ve bazen bu çok iğneleyici de olabiliyor. Özellikle bizim kuşağı ilgilendiren bir tespiti var ki ister istemez hak veriyorsunuz.

“Şimdiki kuşakları bu konuda nasıl buluyorsunuz, rafinelikten uzaklar mı yoksa biraz umut var mı?''

''Eskinin haddeden geçmiş olgunluk ve zarafeti tabii ki onlarda yok . Neden biliyor musun? Evvela bir insanın okula gittiğinde iyi tahsil göreceğini, iyi yetişeceğini düşünüyorsunuz. Yetişmiyor çünkü gittiği okul, iyi bir eğitim vermiyor. Disiplin yok, o disiplinin getirdiği sıkıntı yok; dolayısıyla o sıkıntıyı aşmak için vereceği mücadele, yol-yöntem arama yok. Bu yavaş yavaş tüm hayata yayılıyor. Eh, yüzüne de yansıyor insanın hâline, tavrına da yansıyor. Şimdiki çocukların mesela Türkçeleri yok; Fransızcaları, İngilizceleri de yok. Peki neleri var? Boş bir şımarıklıkları var, kendilerini disipline etme gereği duymamaları var. Böyle olunca sorumluluk da almıyorlar. Sorumluluk alamayan insanlar boş olur. Bir de hak talep ediyorlar. Sorumluluk duygun yoksa hak talep edemezsin. Çünkü hakkın temelinde sorumluluk vardır. Aksi de mümkün değildir.” (BİLGİCİ, 2020).

Doğru söze ne denir ki? Çok da uzatmak istemiyorum, kısaca şöyle söyleyeyim; özellikle zor günler geçirdiğimiz bu dönemde varoluş sancılarıyla kafa patlatmak, metaforlarla uğraşmak istemiyorsanız bu kitap tam size göre diyebilirim.

Kaynakça

BİLGİCİ, Y. (2020)

Bir Ömür Nasıl Yaşanır

İstanbul / Kronik Kitap Yayınları