bu darağacının tahtalarını bir ben sırtlamış olamam

beni sokağın ortasına

bu kavganın omurgasına 

ben, kendimi tekmelemiş olamam


saçını okşayan bir el değil

pençeli, seni ince ince düzmüş bir sancı

yüzünü asla aynaya çevirmeyen

daima bulutlara sarmaya çalışan yansıman

hala yumruklamadığın 


bir ağacın gölge ettiğini değil de 

sislerin beni kucakladığını buldum sadece 


bir çocuğu omuzlarından sarsamayacağıma göre  

kazıdım, kazıdım, kazıdım

kürek etime değene  

kendim ile çakışıp 

kıvılcımları dinleyerek uyuyana kadar


ama hep bir içe doğru bir çökme bu 

çiçeklerin köküne doğru çürümesi kadar


annemin yüzü 

göğsümün ta şuradaki şimşeğiyim 

 

kanat yırtarken nasıl peri olabilirim diye sordum

cevabını beşiğime kazıdım 

bir kıymık değil ki bu 

canımın çığlını sökeyim 

 

bu bir intihar mektubu değil 

ama odamdaki kurşun sesinin ta kendisi 

daha ne yapayım

öksüzlük bu