Sandalyenin sert zemini kalçama batmaya başlamıştı çoktan. Avuçlarım terden sırılsıklam olmuştu. Gözlerimi kaçırmamak için kendimi zorladım ve avuçlarımı dizlerime sürterek kuruladım. Kelimeler ağzından yavaş yavaş dağılıyor, kulağıma doğru süzülüyordu. Sesler silindi. Ne dediğini anlayamıyordum. Tek gördüğüm hareket eden dudaklarıydı. Onu dinlemek istemiyordum. Hiç kimseyi, hiçbir şeyi duymak istemiyordum. İnsanlara ait hiçbir şeye uygun delik olmak istemiyordum. Sesi kulağıma ulaşmamalı, elleri bana dokunmamalı, nefesi enseme çarpmamalıydı. Başım uğulduyor, kendimi arkamdaki camdan fırlatmak istiyordum. Elleri hareket etmeye başladı. Hırslı yüz ifadesi öfkeye dönüştü. Çatılan kaşları bulanıklaşmaya başladı. Yerimden doğrulup ona doğru adımladığımda yüzü silinmişti çoktan. Gövdesini yakalamak istedim. Ona ait herhangi bir şey bana bulaşsın istemedim fakat ellerimi durduramıyordum. Gövdesine uzandığımda dokunduğum göbeğinden bir delik açıldı. Yüzüme doğru fışkıran kanlarla neye uğradığımı şaşırdım. Odanın içine dolan kan midemi bulandırmaya başladı. Acı bir koku alıyordum artık ve burnumu kopartmak istiyordum. Arkamdaki pencereye koşmak istedim. Arkamı hızla döndüğümde pencere orada değildi. Beyaz bir duvarla karşılaştığımda çıldıracakmış gibi oldum. Beynim uğulduyordu. Başım kopacak kadar ağırlaştı, ağırlaştı. Onu taşıyamıyordum artık. Kime dokunsam yok oluyordu sanki. Kim bana dokunsa etleri çürüyordu. Sisli bir ruhun ikiye bölünerek dağılması gibi bana doğru soluyan herkes eriyordu. Adımlarım birbirine dolandı. Kendime taktığım ilk çelme değildi, son da olmayacaktı. Kan gölüne doğru savruldu yüzüm. Bir kan birikintisinde boğulacağımı bilmiyordum ama bir ölüm seçebilecek olsam liseteme ekleyebilirdim. Gözüm kararıyordu, ben huysuzlanarak ölüyordum.


Uyandığımda yanağımdan akan salyamı koluma sildim. İnce bir meltem yalıyordu yüzümü. Ayak parmaklarımın altında çakıl taşları dans ediyordu. Ben kırmızı bir göğün altında yapayalnızdım. Yorgun bir ruhtum bu dünyada ve ikiyüzlülük arasında sallanarak yaşıyordum. Zaman kavramım yok oldu bir anda. Her şey yavaşladı. Rüzgar duruldu. Hareket edemez oldum. Kara bulutlar tepeme toplandı. Simsiyah saçlarıma kanlar yağmaya başladı gökyüzünden. Çığlık atarak geriye devrildim. Çatıl taşları beni içine alabilmek için bir mezara dönüştüler. Gözyaşlarım gözlerimden fırlıyor, yardım çığlıkları atıyordum. Gölgemi gördüm karşımda. Cılız gölgemi. Üzerime kapanarak benimle birleşen gölgem ağzımdan girmişti damarlarıma kadar. Boğazımı saran elleri hissettim. Göğsüm daralıyordu. Gözlerim yuvalarından fırladı. Başka bir uyanış olmayacaktı biliyordum. Ellerimi hareket ettirip boğazımı kurtarmak istedim ama bir gariplik vardı. Parmak uçlarıma kadar uyuşmuştum. Parmaklarımı oynatmak istedikçe boğazımdaki baskı artıyordu. Gölgem iyice karıştı kanıma, artık siyah görüyordum dünyayı. Kan durmadan yağıyordu.

Ellerim.

Ellerim beni boğuyordu.