Bir.

Gün.

Hangi günse o, hangi kimsem, ama

Bir kuş varsa o gün içimde, iyi

Annemin sesi sağsa, iyi

Ki bir ses de ölür, bile diyorsam

Bu renkte görüyorsam dünyayı bile

Babam şarabı iyi mi yapmış bu sene, bildim mi bunu, iyi

Yarına heyecanım mı var, bir masada oturacağıma

Sırf buna bir şarkı mı benzetiyorum

Ayaklarımı hareket mi ettiriyorum müzikle

Mayınları unutabiliyor muyum, kahvemi kokluyor muyum, gözlerimi kapatıyor muyum hislere

Uzun yola çanta kuruyor muyum, aklımca fikrine uygun mu bakıyorum vapura

Simit mi ısırıyorum, Kadıköy İskele'de

Yanımdaki müzisyen bağırmaya çekiniyor mu

Gölgeliğe sığınmış gül işçisi ablalar müzisyene nasihatler veriyor mu

Ben bunu düşünüyor muyum, geçerken karşıdan karşıya

Ya da markete girerken, bir amcaya bakarken

Geziniyor muyum sokaklarda bir sır gibi

Olmak zorunda değilim gibi

Yani Moda'ya inerken yanıma sadece ayaklarımı alıyorsam

Bir kayaya pek uzun bakıyorsam

Yürürken giz, anlarken sır ve

Yüzlere isim buluyorsam hala

Hala şiire sığınıyorsam dünyadan

Bu, perdelerin örtemediğidir


İki.

Yön.

Avlıyorsam kendimi, hak veriyorken bile

Arıyorsam özümü, bulduğuma sevinmesem de

Yürürken bakıyorsam çok dikkatli

Sırf çimenlere oturduğumdan

Varıyorsam kesin güzelliğe ve bununla inanıyorsam buluta, suyu kokluyorsam

Anlıyorsam suya kadar bile, bu hızla

Işıl sularda uzanan

Düşünümde canlanan gitmeyi perdeler örtemiyorsa

Ayaklarım kokluyorsa, gözlerim duyuyorsa tenhayı bulmaya, bozulmamışı bulmaya

Bir şey arıyorsam ve buluyorsam hemen benzeyiş kurduğum için

Herhangi kediye merhaba minnoşum diyorsam, eğiliyorsam bir şeylere otuzumdan utanmadan

Ağlayabiliyorsam ulu orta, başarı görünce bir nehre kuşlar doluyor gibi el çırpıyorsam benden uzak iyiye, ki var olmaya çırpıyorsam ellerimi başarı diye

anlıyorsam bir dalın kırığındaki ömrü

Gömleğime konan kelebeğin kendini anladığı sarı günler var mı diye

Kelebeğin kendini fark ettiği bu sarı günlerde, varsa eğer

Hep, bir soru sormayı, hep bunu, düşünüyorsam o kelebeğin ölüme mi yoksa doğuma mı uçtuğunu

Önemsizi bilmek işteyişim, perdelerin örtemediğidir


Üç.

Tür.

Perdelerin örtemediğidir, düne duruşum

Bir saksı hatırım, müzik koynu buluşum

Otobüse binmem saatinden erken gibi

Kendime yetişir gibi olmam sokakta

Adım yavaşlatmam özensiz şeylere, kolay görünen, zor fark edilen şeylere ya da kulaklığımı unutmam müzisyen görünce

Sokağa inmem öğlenler vakti, perdelerin örtemediğidir

Öyle ki

Bir arzu dönüyorsa içimde, ellerime benziyorsam, ellerim oluyorsam, inancıma tırnak oluyorsam ve bir dağı kazıdığımı biliyorsam dahi, ufaladığım kardır derim

Böylece bilirim ki

Eve yorgunca dönmem

Eve düşmüşçe dönmem

Aslında hala eve dönmem

Sadece eve dönmem

Her yere eve dönmem

Hatta kuytu bir anda aramam evi

Mutluluk omletine inanmam, hala

Mutluluk fikrine inanmam

Sağlığıma inanmam

Ormana koşmam çıplak akıl

Ormanı bulmam çıplak akıl

Ve bin sonlu yaşam ortasında

Ölüme olan uzaklığım, perdelerin örtemediğidir


Dört.

Göz.

Perdelerin örtemediğidir eşyanın sesi

Yatağımın kokusu, halıya attığım ilk adım

Odamda olsun istediğim tablo, tebessümkar loş ışık

Perdelerin örtemediğidir

Cansever'e atfedecek içim varsa hala

Madrugada övecek içim varsa

Sanat bilecek, merak edecek içim varsa

Canlılığıma yakınlığım, perdelerin örtemediğidir

Yeşil gömleği belime bağlıyorsam haziran dünü

Gözlüğümden utanmıyorsam

Bir merhabaya acıkmışsam tok karnına

Cebimde yüz liram varsa ihtiyaç dışı

Sokakta benden gibi yürüyorsam

Kendime kendim gibi yürüyorsam

Ferah bir ihtimali uyutuyorsam özümde

Bir ihtimale bile inanıyorsam, yumruğum sıkılıyorsa sadece bir kere bile olsa

Ve üstünden çok sene geçmediyse bunun

Çarpık denge görebiliyorsam, görünce üzülüyorsam

Ve üzüntüm, kötünün karşısına varan bir hücum başlatıyorsa içimde

Yenilmeyi, ama onurlu yenilmeyi yastık yapıyorsam hala

Aklımla cebelleşiyorken, ona yeniliyorken bile

Ayaklarımı hareket ettiriyorsam hala

Bu, perdelerin örtemediğidir


Beş.

Kişi.

Bazen beş kişi olmam,

perdelerin örtemediğidir.