"Seneler içinde kaçıncı ölümün bu? Ve neden hâlâ öğrenmiyorsun yaşamayı? Dışarıda özgürlük var, gençliğin var. Kendini, hapsettiğin o derin çukurdan çıkar."



Gözlerini tavana dikmiş öylece dururken bunlar fısıldandı kulağına. Kim, neden söylemişti bilmiyordu; yorgundu. Uyudu.


Ertesi sabah uyandığında bu sözlerin ufak kırıntıları dolaşıyordu kafasında: ölüm, hayat, özgürlük, çukur. Bu dört kelimeyi yanına aldı, yola çıktı. İşe gitmesi gerekiyordu. Sokağa çıktığındaysa her şey, herkes yabancı gelmişti ona; her gün yürüdüğü yollar bile... Sokaklarda savruluyordu adeta, kendini iyi hissetmedi, bir kahveye girdi. Neden böyle olmuştu, nefret ediyordu düşüncelerle boğuşmaktan... Ona göre çok düşünüp kendini parçalamaktansa, hiç düşünmeyip tekdüze yaşamak evlaydı. Hep öyle değil miydi zaten? Hiç düşünmeyen insanlar, düşünenlerden daha mutluydu. Bir söz vardı, anımsamaya çalıştı: "Carpe diem!" Geçmiş gelecek; hepsi, hepsi boş sevdaydı; anı yaşamak, düşünmemek lazımdı.

Güldü, "düşünmemeyi düşünmek" diye sayıkladı. Sayıklamayı duyan bir ihtiyar, "Kadrini bilmeye bak avucundaki ömrün" diye ekledi. Oturdu, "Çay?" diye sordu. Sakalları gri ve uzundu, tekinsiz birine benziyordu. Buna rağmen o, "Olur." dedi. Çaylar geldikten sonra ikisi de sigara yaktı. İhtiyarda onu çeken bir şeyler vardı, tekinsiz görüntüsüne rağmen bilge birisi olarak görmüştü onu. Söylediği söz de tanıdık gelmişti zaten. Sanki içini okumuştu ihtiyar ama sadece o kadar. Başka tek bir kelime etmedi. İhtiyar, sigarasını bitirdi ve kalktı. Yine yalnız kalmıştı. Etrafına baktı, mesai saatleriydi ama tek bir boş masa yoktu. Bu insanlar bu saatte, n'apıyordu burada? Kimi oyun oynuyordu kimi politika konuşuyordu kimiyse üçüncü sınıf komedi filmine kahkahalarla eşlik ediyordu. "Yazık" diye geçirdi içinden; boşa geçirilen bir hayat, doyurulamayan bir ruh... Kahvedekilerin hepsi aşağı yukarı böyleydi. Kendini düşündü, kendi neler yapıyordu? Sabah dokuzdan akşam beşe tekdüze, masa başı bir iş; işten sonra eve giderdi ve uyurdu. Ne sevgilisi ne de dostum diyebileceği bir arkadaşı vardı. En son ne zaman kendine vakit ayırmıştı? Uzuncana düşündü... Hiç! Kendine uzunca bir süredir vakit ayırmamıştı. Yeni okuduğu kitap, izlediği bir film... Hiçbir şey, hiçbir şey yoktu hayatında uzunca bir süredir. Kahvedekilerden ne farkım var, diye sordu. Çukuru bulmuştu.