kımıldamayan ağaçlar gibi içime içime büyüdüm,
bir yüz nasıl kaybolursa kısa bir yolculuk gibi.
uzun bir iç çekişe benziyor benim de gitgide gözlerim.
zayıf hafızam,
yumru yumru parmaklarım,
ay'ın halini bile anlamayışım,
kıpkırmızı bir sıkıntının altında hep sayıkladım.
ben,
bugün,
nefes almayı hatırlamak için geçmişten bir taşla konuşmak zorunda kaldım.
bir de buradan bak bana,
solgun renksiz bir sokak ortasından
hayatın o artık geri dönülmez yerinden.
bir sıkı yönetimin altında kıvranan ülkenin enkazından bana bak.
bir yerden aşağı,
hiç yukarısı olmayan bir aşağıdan en dibe ve birbirimizden çok uzağa
bir ovanın bitişinde sen terk etmedin mi beni?
ellerimi havaya kaldırdım,
artık teslimim, içime işleyen her şeyin hesabı bana.
iyi olan ne varsa, al.
benim kuytu bir bahçenin güneşinde yerim hazır,
geldim ve gittim.
inandım, kanat çırptım, düşündüm.
nereye yerleşmeye kalksam,
bir çocuğun kanamasına ağladım
nerede dursam,
bir baba yıllardır mıh gibi durduğu evden pişman oldu.
herkes yüküyle dolanıp durmaktan dilsiz ve rahatsız gördüm.
ben göçen bir köy gibi herkesi eksilttim.
mezarlıklar ağrısız,
ve yine de kaçınılmaz,
kendi gözlerimle gördüm.
Mısra Ergök
2022-05-31T20:54:17+03:00“Kımıldamayan ağaçlar gibi içime içime büyüdüm”
Ben de içime içime ağladım bugün. Kalemine sağlık Hazal.