Sanki bıçağım aslında zamanla ince

Ve nasıl bir telaffuz kurtarır beni ismimi kesmekten bilmiyorum.

Sanki hiçbir şey için doğru zaman değil ve kıtal için her kesik geç

Yani her adım aslında makul olana bir adım uzak

Öyleyse bıçağım diyorum, zamansız da ince.


Ama tek bir farkındalık yetiyor her şeyi hiçbir şeyde yer etmeye:

Çünkü basiret ne bu ne aksi.

Saklı olanı bilmekle sanmak birbirinden ayrı görünüşte

Oysa aldanış, kavrayıştan başka yerde değil

Anlayış, sadece kavramanın getirdiği aldanma görüntüsünde.


Herkesin bir hikayesi yok, bazen bir anda bitiyor oyun.

Hem öyle kaygan ki zemin payemle bir düştüm

Göründü asıl, göründü parçalara bölünmüş tuzak

Serebilsem yere, sererdim elbet aynamı

Herkesin etine bir

Benim umuruma başka bir üflenmiş ruh

Seremediğimden yere, serilemeyecek aynamı

Tepemden aşağı kaynar bir sır döküldü

Kendimi sormak için baktığım her yüz, nasırlanmış bedenimde gördündü

Sonra infial, sonra itidal ve sonsuz intihar.

Ömür, muhayyele kerkinmekle geçen cisimlere ruhunu göstermekle ölündü.


Aşikar anlamsızlığı sonradan fark ettim,

Mükemmellikse sadece sözlükte.

Ve bildim bileli ne önde olduğumu ne arkada

Bildim, bıçağım asılsa, zaman da ince

Kestim tutuştuğum her dalı;

Her halükarda yüksekten başlanıyor düşmeye

Kendin inmenin düşmekten farklı bir sonucu yok

Geç erkinmek böyle oluştu eylemde

Ne evrenin başlangıcıdır bu ne de sonu

Olsa olsa düşmekte olanın kendini uçar sanmasıdır

Zaten netice değişmez aslı bilsek de

bilmesek de.