Sarhoşluğun eşiğinde konuşan bir adamın, karşısındaki sandalyenin boş olduğunu fark edemeyişi ile mırıldanması. Döngüdeki gramofonun çaldığı şarkı ise Dario Moreno-Her Akşam Votka Rakı ve Şarap.


Ölümcül bir gece, bedenimi sokağa atıp yalpalayan ayaklarımın tepesindeki gözlerimle seni aramaya çıkmayacağım. Bahsini açmayacağım sırlı gecelerin, aldırmayacağım berbat şakalarıma gülen domino taşlarına. Ben güçsüzüm evet, sakın acımaya kalkmayın. Yirmi yıl önceki ben olmamı bekliyorsan benden, asıl komik olandır zannımca.


Yalanlara kanmıyorum da anlamıyorum itici gücü nedir? Nereden doğar tuhafça hikayeler, yaşanmamış serüvenler, kimin merakını cezbeder ve ''ne için''i var mıdır anlatılanların. Bugün bir söz verdim kendime, bilirsin tutarım sözlerimi, artık manyaklık yok dedim, artık taklit yok, artık yok.


En güzel yanı ne biliyor musun, ben ölene kadar anlatsam da anlamayacaksın ama ölünce anlamış gibi davranacaksın. Gülüyorum biraz, bağışla, sinirsel. İnan tutunsan da tutunmasan da istemezsin göz ucuyla izlemek, ölümünü. Arya yürüyor caddede, Tanç onu görmezlikten geliyor yanından geçerken, Arya ise kokusunu alıyor on adım sonra. Nila telefonun başında, bekliyor öylece, ötmeyecek.


Büyüttüğümüz bir yalanı nihayete kavuşturmam gerekiyor. Ayan beyan yapıyorum, göz önünde zira benim yalanım değil bu ama paçama bulaştı nasıl işse. Hayır, hiç kimse yok. Önce zordu, sonra mükemmel.


Ölümcül bir gece, ay parlak, hiç görmedim ama dolunay olduğuna eminim -etkilendiğimden değil, birkaç gece önce yarım ayı görmüştüm... Zira şekiller uzaktan belirgindir, yaklaştığında hepsine körsün. Bugün kendime baktım aynada, belki o da bana bakar diye.


Kumarda aşikârdır, kasa her zaman kazanır aksi halde kasa olmazdı ama vurgunu gerçekleştiren sayıcıya nadiren göz yumulur. Hilesizse açık edilemez. Açıklanamayışıdır avantajı, bilir. Kendinden üçüncü tekille bahsedebilme olanağına sahip her bahtsız, savaşın bitse de bitemeyeceğini bilir.

Son kez anlatıyorum, bak, bu o değil, değil. Kangren nefretimi neşter ile! Öyle susacağım ki ölüler imrenecek.


Kaç yıldır bilinçsizim? Ebcet hesabıyla da nefrete tekabül etse de yeminlerim, sözümden caymayacağım. Zira benliğimi bütünüyle saran-sarsan, kelimesiz titremelerin anlamını benden başka bilen yok. Merak etme, anlarsın eğer sana söylersem. Anlamadıysa kılıf bulma, minare yok burada.


Hep haksızlık olarak görmüşümdür metrise doğan bebeklerin kaderini. Adımı hiç söylemedim değil mi? Affedin, Ateş'im ben. Bir kadına aşığım, onun boyuna seviştiğim. Söyleyemem bunları ona, ondandır kelamımı saçarım deryaya. Anlıyor musun? Ben, ben olmamak uğruna, ben olmaya. İncelikler kırılmaya meyilli, alaşımı güçlendirdim!


Ne tuhaftır ki bende en çok olan, bana hiç boyun eğdiremeyendir. Seninle dans etmek, kimsenin bizi izlemediği bir gün batımında, dünyanın hastalıklı hamam böceği gibi ezilişidir terliğin altında. Biliyorum, ikna edemem seni benimle olmaya, zira ikna edersem benliğim izin vermez seninle olmama.

Oysa ayna nasıl yabancıdır bana, sırtım gibi. Çok sarhoş olunca, hiç olmamış gibi olurmuş insan. Anlarsın, eğer uyandıysan çırılçıplak banyoda, kusmuktan gölet içine.


Hastalık gibi yazmam bundandır, son kez yazmaktan, belki yarın yeniden yazacak olmanın tedirginliği ile hakim olmadığımı bilmekten, her gün yeniden bulunan bir bahane ile doldurmaktan kadehimi. Zaten bana en çok acı verendir, bir önceki benliğime hayran kadının sesi. Üçüncüde söylemek gerekir, zira varana dek yoldasındır. Evlenmişti, evi olmuştu biriyle, kim olduğu önemli değildi, önemli olan artık benimle evi olamayacak olması gerçeğiydi. Önemli olan kalabalık, çok kalabalık kurbağaların beni yanlış tanımasıydı. Ah! Hayır, önemsizdi bu, önemli olan önemli sanılmasıydı. Hep başka bir sen aramış, imkansız. Ölümün ikizi yakamı bırakmıyor, ooooof git yanımdan!


Eğer bir aptala yorum yapma hakkı verdiysen anlamında gittikçe aptallığa yakınlaşırsın. Gerçeklerimi aşağılaman, sana ne katar? Sahici bir soru bu, anlayamadığım. Ben çok denedim, denediğimce yenildiğim bir iyi ki dizim var. Sarhoşluğumun baharında konuşturma beni, sonra pişman oluyorum.

Biliyor musun, Chaplin, kendisine en çok benzeyenler yarışmasına katılıp üçüncü olmuş. Absürt değil, aksine çok mantıklı zira insan kendisine hiç benzemez. Utancımı yalan bellemeyeceğim bu gece, zira bu geceye bu gece sarhoşluğum aşmıştır yüzdelik oranları -yazabiliyor olmam mucize. Yarın inkar ederim, orası ayrı. Seni gördüm, sen kimsin? Düş mü desem, ekranda kımıl kımıl sesin mi bilemem. Şimdi mabadımı kaldırıp uyumaya gideceğim, benimle kimse gelmeyecek.


Uyandım, zaman hiç sığmıyor yazıya. Bir yazının ötekisi kimdir? Okuyucudur. Geometri işte burada devreye girer, herkes başka açılardan başka çıkarımlar, yordamalar, estetik düşünceler, fikirler üretir. Tam da bu sebeple yazı, açıldıkça kapanır. Yazı, özgür olabilmek için gereksinir, neye? Düşüncelerde bir pür oluşa, aksi halde sıkışır, bir fabrikaya dönüşür ve aynı ürünü üretip duran şirketten öteye gidemez. Pek sevilir böyle ürünler, zira ortak gerçeklik algısı sağlarlar. Yazıdaki giz yiter. ''Baktık olmuyor intihar ederiz.'' diyerek çıktığımız tuhaf yolda keşfettiğimiz harikulade sessizlik, gürültü ile akrandır. Yine de en berbatı (bana kalırsa şakanın açıklanışından da berbat olan) bir öykünün öykü olduğunu açıklamak zorunda kalmak... Hayali karakterlerimin tam olarak nesini analiz edeceksin ki? Neyse ne işte, anlamıyorum, gidin başka yerde tekrarlarınızda boğulun. Bir kadının aşkı için maskara olmak dokunmadı da ikisini birden yitirmek biraz canımı sıktı.


Ayna, büyülü bir nesne. Toprak ve ateşin, kırılgan alaşımı. Bazı şeyler, insan aklına şimşek gibi düşer. Birikmenin eseridir aslında, anlık kararın yahut acelenin hali değil. Pardon, biraz sinirlendim, geçti. Bazı hikayelerin, kimsenin bilmediği bir anıyı uyandırması ile meydana gelen ham hissediş, olanaksız duyumsama nasıl anlatılır? Hâlâ sarhoşluktan bahsediyoruz, eşiğin yok oluşunda.

Ben orada hiç bulunmadım... Yalanlarım, gerçeğe taş çıkartır. Yalanlar ise gerçeğime karşı savunmasızdır. Bakmayın böyle konuştuğuma, kibrite üflesem ejderha sanılırım. Ne diyorduk?


Nedir tüm bu acele? Nereye yetişmeye çalışırlar ki belirsiz. Durup düşünmeye, anlamaya, kendi usunda yeniden biçimlendirmeye vakti olmayanların arasında ne işim var ki? Hem ben bugün ne diye böyle hüzünlü oldum ki?


Bunaldım, soru soru soru. Yanıtlarımı özledim, hiç yanılmayan. Başkasına hiç yakışmayan yanıtlarım! Pek çok işte çalışıp yine de çiğnemediğim gururum ile dikiliyorum adına dünya denilen bir panayırda. Büründüğüm rollerin belirtisi okunmaz etimde, hayır, daha fazla büyütemem yalanınızı. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" tavrının geleceğini gördüm -yılan öyle büyüyor ki nefes alacak yer kalmıyor. Kimse inanmayacak bana, zaten harika olan da bu, kimsen osun, kimsen kimsin. Güzel günlerimin sözünü açmıyorum pek, beni yazan herif biraz ukala, ben Ateş. Yanmıyorum kendi yangınımda. İmkansız olanı açıklamaya kalkıştığım sapaklarda, en nihayetinde vardığım çıkmaz sokak, başladığım yerdi.

''Hiç değmemiş'' demenin hüznü çabalayanda bakidir. Yine de ''fuzuli'' demez, onca emeğe. Zira emek, kişi için kişiliktir. Senin olmayan bir yola harcayamazsın ömrünü, zavallı tavırların bundan. Antimilitarist kelimelerim, yine de bu, savunmasız olduğu anlamına gelmeyebilir. Madem öyle tamamen dağılsın! Nedir canım bu tutarlılık sevdası, tutumluluk değil, o fakirliğimizin nüshası.

Bu dünyada her şeyin bir karşılığı var, hiçbir zaman örtüşmeyen.


Ben ki ilk kez tüm dehşetin yanı sıra, bir şey duyumsadım -hemen soruşturmaya başladım, internet, lügat, çehrem, anılarım; hayır, hiçbiri karşılamıyordu. Feleğin derdi vardı benimle, elbet benim de onunla, mirastı kavgamın sebebi -vazgeçtim ondan, bileğimin hakkıyla kazandıklarımdan değil. Konuşacak kelimesi olmayan bakışların ağırlığında ezildim, sessizce yoluma devam etmeme izin vermeyen kavgalardan geçtim. Kendilerini berbat ettikleri bir gerçeğin ortasına düşmüştü hayalleri.


Benim çekmediğim bir fotoğrafa bakıyor gözlerim, hayır, başkasının gözleri değil bizzat benin ben olan Ateş'in gözleri, yüzüm yanıyor, gözlerime yürüyen kanı hissediyor şakaklarım. Kendimi gerçeklikle bağdaştırmaya çalıştığım, biraz da kustuğum bir geceydi, ne var ne yoksa hepsini kusup savurduğum, sifonu çektiğim bir geceydi. Her konuştuğumuzun afişlere basıldığı çağda, suskunluk harikuladedir. Kelimelerimin bana ihanet etmeyi bıraktığı bir gündü, zira görümün söylediğine göre gördüğüme inanabilirmişim. Ah, ne hassastır inanç! Giyotin gibi...


Çok şiddetli cümleler kurdum, sanırım yalnızlık bana bunu yaptıran, zira tahammülde benimle yarışılmaz. Saygıma ise pek kimsecikleri layık görmedim. Korkunç bir hakikate uyandın, kolay olmayacak. Yine de biliyor musun, bu yoldan vazgeçersen, cümlelerimin oluşturduğu ahenksiz yakarışlardan vazgeçersen hakikat olmayacak senin için. Her zaman başka yollar vardır. Sadece, bilmen gerekir ki var olmayan yola gidemezsin. Yani demem o ki durduk yere çağırma beni benim olmayan bir yaşama, değişmeyeceğim.


Her zaman senden daha iyi birisi vardır, sahiden öyle ama düşünmeyi bırakmak düşünemeyeceklerini, harikulade özgürlüktür. Rastlantının tadını çıkartmak, acısını da beraberinde getirdiğini bilerek. Bütün bitmiş dostlukların ihanetle anılmasından hoşlanmıyorum, birlikte geçirilmiş binlerce saniyenin basit olaylarla açıklanmasını anlamıyorum. Sebebinin hiç söylenmemesini alçaklık olarak görüyor, anladığım kadarından tiksiniyorum. Yine de boynumu eğiyor yalnızlığım, uzlaşıyorum.


Bir geri zekâlı çıkıp sizin hakkınızda konuşmaya başladı mı, üstüne üstlük pişkinse sizin yüzünüze bakmayacak kadar, kafa atmak ile bileklerinizi kesmek arasında sayıklayan tik takların nöbetine tutulmamanız gerekir. Elime düştüğünde bilmeni isterim, senin kadar merhametli olmayacağım. Sizin boktan meselelerinizle yeterince uğraştıysam artık, rica etsem kendime dönebilir miyim? Ah, hayır hiç tanışmadık.


Hangi kapıdan geçeceğini ve hangi kapıda bekleyeceğini öğrenememişler sefil eder yaşamı. Tercihlerimde bütüncül bir hakikatin, iz sürücülerin yanılmamasının hedefini güden Ateş oğlu Ateş ben, artık istemiyorum. Zaten mahveden, gerçek olmayan gerçeklerdir. Nasıl inkar edersin ki başkasının gerçeğini? Sende olmayan ama olan. On parmağı on kalem olan ellerin yoksa nasıl bilebilirsin sende olmayanın olduğunu? Dinlemeyi bilmiyorsan konuştuklarından nasıl kati suret ile kesin olabilirsin. Nasıl bir anlatıcı, hangi Ateş olmalıyım. Toprağa karışmalıyım belki, büyülü nesne için. Gece yarısı, kendimden vazgeçmediğim bir gece yarısı. ''Niçin'' sorularıma yanıt bulduğum ama paylaşmak konusunda imkansızlaştığım bir gece yarısı. Üzerimde her zaman berbat sonuçlanacağını bilen ama yine de deneyen aptallığın yorgunluğu var. Böylece bitiriyorum, sonlandıramayacağımı bildiğim sarhoşluk anlatısını. Unutuşun öncelediği bekleyişler, boşu boşuna. Şimdi basitçe aklıma düşen soruyu sormak gerekirse okuduklarına göre şekilden şekle girmeden -kendine ait bir formda, düşüncede, berbat da olsa fikirde durabilir misin? Eşikte sallanıyorum, dürüstüm -sarhoşken de geçiyorum. Çünkü uyku ilacıyla uyunmuş her uyku, sonraki günün uykusuzluğudur. Bütün renkler ahenkle, coşkuyla, isimsiz, her tondan akıyor gözlerimin önünde! Tüm düşünüşler çaresiz, kalıplara sığmıyor yaşam denilen şu iki santimlik koca evren. Anlama çaban, taktire şayan, ama ıskaladığın yaşam, sadece sende, seninle, biricik; onu harcama, tekrarlarında boğuluyorsun ama onun yok tekrarı, ne acı... Her şey çok hızlı, ben ise altmış saniyeyi bir gün gibi duyumsarım bazen. Nasıl ki sizin dünyanızda benim için bir yer yok, benim dünyamda da ne yazık ki öyle... Herhangi bir fedaya değmem, istemem de zaten. Yeraltındaki küçük ünüm bana kâfi, gün ışığında barınamam... Sonuçta ilişkimiz karınca ile karıncayiyen kadar samimiydi. Üçüncü bir kulağın işlevsiz olacağını düşünmelerine rağmen ekstra bir gözün işlevsel olacağını düşünmüşler. Kendine sayıklamalardan dil icat eden bir mütercim gibi kavrıyorum kadehi. İki mazoşist için karşı karşıya oturma rekorunu kırmış olabiliriz! Sonsuz gücü olduğuna inanan bir kadından daha korkunç hiçbir şey yoktur, zira erkek her zaman sınırlarını bilir (bilemezse önünde sonunda karşısına bildiren çıkacaktır) fakat kadın eşiğin ötesinde kıyamete dönüşür.


Anladığını sananlar, erken sevinmekte acele etmesinler, şampiyonluk maçındaki yanlış anonsa dönmesin durum. Kurt kurda kurtluk yapmaz ama it ite itlik yapar. Beni yazan herif de bir garip, bilmiyorum sanıyor karşımda kimse olmadığını, şu geri zekalı süper ego ile sohbet hep kafamı açıyor, neyse işte, çok şükür bitti. Yazıyı, bu benim yorumum diyerek kafana göre okuyamazsın birader, kendine sakla fikrini.