Bahar yağmurları kentin her zerresine düşerken tişörtlerini elleriyle şemsiye yapan işçiler, saçakların altına sığınanlar, caddede hızla ilerleyen arabalarıyla kaldırımlara su püskürtenlerin yanında, gündelik telaşların sıkışmışlığı ve kafasında kavga eden düşüncelerin bunalmışlığından kurtulmak isteyenler toprağın kokusunu almaya çalışıyor.


Her yerde ter kokusu bırakan ağustosların ardından, iç ürperten bir sonbahar meltemini tebessümle, eylül yağmurlarını yazdan kalma alışkanlıklarla karşılayanlar, kentin her zerresini ıslatan yağmura kucak açıyor.


Büyük kentlerde pazar günlerinin sıkılmışlığından ezilenler, babaların burnundan solumalarıyla konuşmalarına tanık olanlar, evde her an kopacak bir fırtınanın huzursuzluğuyla zamanı çift dikiş ilerletenler, çok üşümeli akşam vakitlerinde, sokakta sevgilinin elini tutmak için elini onun cebine sokup içini ısıtmayı bekleyenler, yeni aşk acılarına roman seçenler, annesinin ölümünü yeni atlatanlar, bir otogarda ışıkları açık, saatler öncesinden kalmış çayı yudumlarken olmadık düşlere dalanlar, solmuş bir çiçeğe bakıp iç geçirenler, bir kedinin uyumasıyla huzur bulanlar eylülü selamlıyor şimdi.


Eylül biraz ayrılıksa eğer; biraz da umuttur. Bazı kuşaklar için yenilginin adı olduğu kadar başkaldırının da adıdır. Eylülün heybesinde biraz hüzün varsa neşe de bir kırıntı olarak da olsa oradadır mutlaka. Yenilgiden kalkmayı bilenler, kendisini sıfırdan var etmeyi kafasına koyanlar, bunlarla birlikte bir çocuğun gülüşüyle gülümseyenler, gözlerini kısıp iç geçirenler eylüle asıl anlamını verir.


Eylül, yılın sonlarına denk düşse de başlangıcın adıdır o çoğu zaman. Otobüs yolculuklarının iç geçiren sıkıntısıyla başlar başlangıç, tarihi parklarda verilen hediyelerin mazisi, gelecek günlerin gümbürtüsü, gök gürlemelerinin irkilmesiyle sürer. Ağızlara pelesenk olmuş türküler, söz gelimi Neşet Ertaş, başkaca çalınır kulaklara, bağlamanın değil de gönüllerin teli titriyormuş gibi olur böyle zamanlarda.


Eylül, nikbinlik ve bedbinliğin kaynaştırılmasıdır. Yaprak döken ağaçlara bakıp hüzünlenenlerin hemen yanı başında, o yaprakları alıp defterinin arasında hevesle kurutanlar çıkagelir. Yazdığı şiirleri yakanlar bir köşebaşında dururken; öbür köşebaşında yazılan bütün şiirleri temize geçenler belirir, işte o sokağın adıdır eylül. Ve eylül biraz da İstanbul gibidir.


Korkuların kervanı geçiyor eylülün içinde, tedirginlikler emekliyor yeni yeni, doğrulup koşmayı beklercesine, aşk saklambaç oynuyor doğmamış bir çocukla, umut yaprakları süpürüyor eski bir parkta, neşe salıncakta sallanıyor, yükseklik korkusu var, gökyüzüne yaklaşamıyor.


Gözlerin çıkageliyor bütün hengamenin içinde, çocuklar güneş doğdu sanıyor, yaşlı kadınlar kurumaya bıraktıkları domatesleri yaklaştırıyor camın önüne, ihtiyarlar çizgili, kısa kollu gömlekleriyle gidiyor kahveye…


Gözlerin çıkageliyor bütün hengamenin içinde, eylüle selam veriyor.


Gözlerin biraz da İstanbul gibidir.