Geçmişin hayaletleriyle aranız nasıl? Bir süredir ben kendi geçmişimin hayaletleriyle konuşuyorum. Pek efektif konuşmalar yaptığımız söylenemez. Ama inanır mısınız beni suçlamayı bıraktılar. Sanırım artık geriye suçlanacak bir şeyimiz kalmadı.

Çoğu zaman yollarda geçen hayatımın en büyük savaşlarını da uzun yollarda kmleri kat ederken verdim. Barışamadığım ne varsa hepsinde yollarda özür diledim. Hep en büyük korkularından yolculuk ederek kaçtım. Belki kendi hayatımdan kaçamadım ama yarattığım düzenden kaçtım. Kendi ellerimle boyadığım, çiçekler ektiğim ve en büyük fırtınalarda sahip çıkamadığım hayatımı geride bırakabilmenin, yeniden yaratacak, yeniden savaşacak gücü yollarda buldum.

Bu sıralar ise yolumu da kaybettim. Beni tanımlayan, besleyen tutkularımdan vazgeçtim. İnsan olur ya sorası gelir ne uğruna? Yaptığım seçimler her zaman kendimden daha büyük önceliklere yer vermek içindi.

Bu seçimler bana öyle büyük sorumluluklarla geldi ki uzun süre hayatımın içinde asla kendimin olmadığını düşündürmeye başladı. Eğer ben seçimlerimi bile kendi hayatımın merkezine koyamayacaksam, birey olan bu kimliğim hayatımın tam olarak neresindeydi? İşte geçmişimin hayaletleri tam olarak burada hortluyorlardı. Sonuçları soruyorlardı bana. Hayatım boyunca planlarımdan sapmış bir şekilde, ait olmadığım bir şehirde, ait olmadığım bir hayatta tutkuların nerede diyorlardı bana. Ne uğruna yaşıyorsun bu hayatı. Bilmiyorum diye çığlık atmak isterdim. Kalbimin bana gösterdiği yolu öyle büyük bir tutkuyla takip etmek isterdim ki... Çocukluğumun en büyük hayallerine sevgiyle sarılıp, kalbimde saklamaktansa mutlulukla onlara koşmak, tıpkı filmlerde hayal ettiğim gibi etrafa saçmak ve cesaret hikayesi olarak anlatmak isterdim.

Zaman bana olgunlaşmayı ve en çok da sevdiklerimin yanında durmayı öğretti. Belki gün olur bu sevdiklerim artık sevmediklerim olsa bile beni tam olarak durduğum yere saplayan, durduran onlar oldu. Belki ben yola çıkamıyordum ama hayat yolculuğunda durmayı ve yolları kendime getirmeyi öğreniyordum. Uzun durmalarım da bana köklerimi öğretiyordu.

Durun diye çığlık atamadım belki ama yaşam yolculuğumda kendim durmayı öğrendim. En küçük anlardan keyif almayı, içimden gelince gülmeyi, dans etmeyi, kimsenin ne düşündüğünü umursamadan delirmeyi öğrendim. Çünkü hayat akan nehrin ta kendisiydi ve biz aynı nehirde iki kere yıkanamayacaksak o zaman her güzel suyu değerlendirmeli; her doğan güneşi onurlandırmalı ve içimizden geldiği müddetçe sıkı sıkı tutunmalıydık hayata. Geçmişin hayaletleriyle barışmayı tam olarak böyle öğrendim.