Hınç ve öfke dolu kelimeler ediyorum sararmış kağıtlara.

Varlığım kendini ele vermeye fırsat kollamaktadır

şakaklarımı fetheden sıkıntı zafer sarhoşluğuna kapılmıyor

köy yerlerinde, kavurucu sıcağın sıkıcılığı

bir köylünün yılgınlığıyla dolaşmaktadır

hayatı nadasa bırakanlar

zamanı tırpanlamaktadır

geçmişe hayıflanarak.


Hınç ve öfke dolu kelimeler ediyorum sararmış kağıtlara

ve kalabalık gürültülerin düzensiz sesliliği tırmalıyor kulaklarımı

ütüsü bozulmuş pantolonların, ter kokulu kazakların, kirden lekelenmiş gömleklerin

içinde

lanete ve günaha bulanan ellerim debeleniyor

orakla biçiliyor çocukların gülüşü

doğum ve ölüm tarihlerini ayıran çizginin ortasında.


Hınç ve öfke dolu kelimeler ediyorum sararmış kağıtlara

bir imla hatası olan hayatım

uzun tiratların ardından baba kelimesine gömülüyor

göğün turunculuğu kaybolmuyor benliğimden

göğün turunculuğu resmini çiziyor yeryüzüne

gözlerini, gülüşünü, kokunu...

Seni seven yerlerim diri kalıyor yenilgilerin karşısında.


Hınç ve öfke dolu kelimeler ediyorum sararmış kağıtlara.

Acıya sürülmüş yerlerimi

temize çekti varlığın

duruşun, kaşını kaldırıp bakman söz gelimi, yenilgi tanımadı

yeni adresleri ezberime alıyorum umuda dair

ve kalbin

ve yüreğin

ikameti oluyor umudun.