saçlarımı gecenin kız kardeşi bağladı

saçlarım ne ışıltılı ne dolgun ne ipeksi

oysa böyle vadeder şampuan reklamları

akıl almaz indirimler tüm zincir marketlerde

beynimde yankılanıyor hepsinin cingılları

“fakat bizim ürünlerimiz altın paketlerde”

istemem, eksik olsun demişti bergerac

bergerac’la bir erik ağacına dalmak vardı

korkma yalnız değilim, bak, patron da çıldırdı


ayrıyeten ellerim hiçbir zaman olmadı

bir kontesinki kadar öpülesi

alabildiğine zarif, dans pistlerinde

süzülmek de düşlerimi süslemez

benim deli ruhum çarpışma ister

benim kalbim çarpar kavga uğruna

olmadı hiçbir zaman parmaklarım

parlak yüzük taşımaya hevesli


yine de kiraz sapını dolayıp parmağıma

şöyle bir baktığım olmuştur doğrusu

zihnimde dönüp dolaştıkça

gerçek dışı kavuşmalar kurgusu

neyse ki derim beni burada

son kalan birkaç ağaçtan birinin 

derince oyulmuş kovuğunda 

kavgama ters düşen umutlarla

kuşlardan başka kimsecikler göremez

-kuşlar üçüncü şahıs olmayı sevmez


gözlerini gecenin kendisi mi boyadı?

gözlerin ne şefkatli ne candan ne çocuksu

oysa böyle değildi tanıdığım zamanları

üzerine yakışık, deliden bir hâl vardı

kırık seslerden dinlediğimiz türküleri

modern müzikle harmanlayana kızardın

bir öfkemiz ortaktı bir de coğrafyamız

dinlediğin radyo haberleri çarpıtmakta

ve sen reddetmekteydin alçak soykırımları


şimdi bana üzerine yemin etmeye layık

hani incir gibi, zeytin gibi

baktıkça uyandırdığı hayranlık

yitip gitmeyecek bir şeyler göster

o şeylerin tümüne yemin olsun ki

tüm şikayetlerim, ellerim

kiraz sapı, derin kovuk, türküler

ucu sana bağlanınca değerli

vuruşmak sana ve kavgama değer


sen sevdanın yormayan yerindesin

şu dehşet saçan kalabalıklardan

cinnet anlarından, ruhsatsız silahlardan

şu bela tuzağından kaçıp kapına vardıysam

sen bu yorgunluğun neresindesin?