önce sesin kaybolur dünyada 

sonra sessizliğin de.


adımlarım dağınık kitaplarım arasında

konamıyor rahat bir yerlere

kalemlerim de öyle.

dağınık bir ömrün toplanması

 ölümle mi olur ancak

yoksa yaşam mı toplar ölümleri

göğsünde emzirdiği gibi çocuğunu bir annenin

-ışığı perdeyle örtüyorum

oysa ışığı yalnız ışıkla örtmeli.

sevgiler toplanmalı yeni sevgilerde

ölümler birbirlerine çarpılacağına.

yerin çatlaklarından taşıyor 

insanın çoğalma arzusu

yerin çatlaklarından 

bir ‘ben’ olma düşüncesi  

emrediyor şimdilerde bu ‘çatlak’ yüzyıla.


-ışığı perdeyle kapadım

uyumak mümkün görünmüyor bu saatte artık

saat 10.41

bu şiiri de düzenlemeden atmanın verdiği 

utançla 

uykusuz başlayarak bir yeni güne daha

dünyayı azarlayacağım işte.


oysa insan cezalandırmamalı ömrünü

kendisiyle

ve kendisini ömrüyle.

ruhun dağılmalı hayata

ve hayattan toplanmalı yaşama arzusu.


bu hümanistik manifestoların en sıkıcı yanıdır

sürekli yaşamak vurgusu

oysa insan korkmasa ölmekten 

hani işte o shakespeare sorularıyla

gerek de olmazdı sanırım hümanist tariflere


aşık olmalı dünyada

her şeyi kaybettiğini fark etmeden de 

işte bu yüzden

çukuru boylamalı.


çünkü sesin kaybolur dünyada mutlaka 

sonra sessizliğin de 

ama ilk önce kaybolur, benliğin

benliğini tut

yoksa rüzgarlar içinden geçer

bunu sakın unutma

ne yağmurlarda ıslanmak

ne dizlerini kanatmak

ve ne de anlatmak kendini bir başkasına

kendine bile hatta

mümkün olmayacak

önce sen olmalısın dünyada


“sen olmayınca yok dünya”