Keşke yazdıkça eksilseydi bir şeyler!

Bir su damlası misali

Döküldükçe birikmeseydi!

Kanayan, ağırlaşan izlerin yolu,

Tuz döküp ovalanan yaralara çıkmasaydı!

Bütün bir sokak sonu

"Çıkmaz yara" diye asıp duvarına,

Kaç duble attıysak yaramızdan,

Onca buz, bunca ruh...

Boşuna içmeden bir mereti

Önce masaya sonra cigere vurulmazdı.

Yazdıkça bitmiyor oysa.

Çoğalmıyor da bir iki satır.

Öncesinde içimize atıp

Parça parça martılara attığımız ne varsa...

Yetmişlik bir beyazın ortasında

Sallanan bir bardak demden

Bihaber yaşadığımız bu yer,

Çiçek pasajlarından geçerken,

Gözüme takılan küçük başlı

Beyaz çiçekleri seyre daldığım...

Bu şehir enseme yapışıp

Gittiğim her yerde takip ediyor adımlarımı.

Ömrümden bir adım toprak saydığım,

Hani şu mahallemizin en sevdiğin

Sokağından erik çalmak gibiydi şiir.

Birkaç yara öncesi bir nebiyi

Uğurlarken göğsümün üzerinden,

Eksilmedi, bitmedi

Sadece kalemime bulaştı

Toprak izi.

Şimdilerde ruhum taşımaz oldu beni.

Kendime bile eksilmiyorken

Senden gelecek yeni bir yazının

Ardını bekliyorum pencerede.

İpten bir kuklanın

İnsan olmak adına bekleyişi gibi bil.

Bitmeyen bir şey varsa

Her pazar yeni bir yazıdır sana.

Elbet küçük başlı çiçekleri

Seyre daldığımız bu yerde,

Eski ve eskiye dönük ne varsa

Bir satırdan sana doğru koştuğum,

Buruk bir şarkıda

İnadına uzatırken elimizi göğe doğru...


Bu da siyah bir kadının

Beyaz bir yazısı sana;


Kendine geç kalma!