Leyla’yı yalanlara boğmamın yıl dönümünde.


bacaklarım arasındaki dünyada bir kurşun kalem söndürdüm

ikiye meyilli bir kurşun 

gibi ağır kalem

kadar keskin bir kurşun

eder iki

şiir bitti.


şimdi bir ön sözü var şairin.

kan ağacının işveli kırmızısı boynunda, 

kurşun gibi ağır kalemi 

batırdı en dibine darboğazın 

patlak verdi bacaklarından akan 

kurşun

akıttı kalemine ağır ağır

etti üç.

şair devam etti;


‘’ayaklarımı sayma

ayaklarım sana geliyormuş gibi hafif.

bir de zamanı ağırla bacaklarımdan,

ayaklarımdan, ellerimden tut da; 

kollarım arasında ağırlaşan Leyla’ya:

ben aşık olurum, anneme anlatırım

herkes evlerine dağılır.

kafası kopar, 

yolunur, 

pişer ve mideye indirilir kazın yerde kalan tüyleri kadar ağır’’


-annem anlar-


gidiyorum hızlanmaya.



dün zamanı bıraktım avucuna

yalnız kollarım ağır, ussuz bir dünyada

bacaklarım arasından söndürdüğüm bir kurşun kalem ki

bu iki eder 

Leyla’yı gömdüğüm zeytin fideleri dibindeki

kan ağacı kırmızısında.

güzelim;

bence şimdi aşk, derisi yüzülüp çengele asılmış sergilenen bir cesedin götündeki karanfilden günahsız değildir!