Hani gökyüzünü maviye boyardın ya hepimiz uykudayken. Biz uyanır bakardık ki mavi...

Öylesine alıştırmıştın ki, şöyle kafamızı kaldırıp “ne de güzel” demeyi unuttuk çoğu zaman. Yine aynı düzen sanıyorduk. Her şeyin yolunda olmasıydı, bize gökyüzünü görünmez kılan.


Duymadığımız için suçluyor olabilirsin ama attığın çığlıklara kulaklarımızı sağır eden, sessizce mırıldandığın şarkılardı aslında. Sen de bizim kadar suçlusun... Göstermeden görmemizi, söylemeden bilmemizi istediğin için sen de suçlusun...


Anlatmak yerine dinlemekti senin tercihin. Hal böyleyken hep biz konuştuk.

Şimdi kırgınsın, kızgın. Yorgunsun biraz da...


Biriktirdiğin habersiz dargınlıklar, duydukların, gördüklerin ruhuna ağır gelmeye başladığında bırakıvermişsin mavi kalemini elinden. Sessizce, söylemeden göstermeden...


Anlamaz olur muyuz hiç! İstiyorsun ki artık sen uyandığında mavi olsun gökyüzü.

Derin derin içine çekmek temiz havayı, kuş cıvıltılarının resitaline kulak kesilmek istiyorsun.

Kalabalıkların ardına gizlediğin yalnızlığınla bir çırpıda barışmış gibisin. Öyle uzak, öyle soğuk, öyle küs...


Gidişin “şimdi bulutlu günler sizin olsun“ der gibi... En büyük lüksünün, sessizlik olduğuna inanmış kalbin...