4




Daha önce kendisinden başka kimsenin kıçıyla temas etmemiş olan kanepesinde yaşadığı tanışma merasimini düşlüyordu Dolunay. Apansız yaşanan bu olay ona pek bir şey ifade etmiyor gibiydi. Fakat her ne kadar önemsiz gibi dursa da bu durum, her gün biri ile tanışmıyordu sonuçta.

 

Duvarında asılı duran saatle anlamsız bir bakışma yaşadı. Dolunay verdiği sözleri tutan ve dakik bir insan olduğu için bugüne kadar kimse tarafından geç kalmışlıkla suçlanmamıştı. Belki karakteristik bakımdan güzel bir gelişimdi bu fakat bir kereye mahsus bile olsa bu özelliğini daha önce hiç kullanamamıştı kendisi. Çünkü bazı insanlar yalnız doğardı ve Dolunay hepsinin babalığını taşıyabilecek kadar kimsesizdi. Bu yüzden saatle arasında geçen bu bakışmanın tek sebebi gerçekten saatin kaç olduğunu öğrenmekti. Yelkovan ve akrebin dimdik bir çubuk oluşu; yelkovanın kuzey, akrebin ise güneyle olan ilişkisi hiçbir işine yaramıyordu bu gencin.

 

Elinde kavradığı kumanda ile televizyonu etkisiz hale getirdi ve gözlerini çok yorulmuşçasına dinlendirmeye programladı. Zihni bir anı defterinin kapağını araladığı anda kapının tıkırtısıyla fırladı kendisi kadar yalnız kanepesinden. Bu ses onda garip ötesi hisler yeşertti bir bakıma. Sanki yeni alınmış bir enstrümanın ilk denemesi gibi tatlı, heyecan verici ve öğrenilme aşamasına girilecek ses titreşimlerinin sorumluluğunu üstlenmiş gibi.

 

Bu çirkin ses ona o kadar güzel geliyordu ki şu an, uzun süredir dinlemediği için yabancılaşmış olduğu müzik zevkinin yeni favorisi olabilirdi. Tüm bu burukluklara gizlenmiş olan sevince şaşkınlık da eklenince kendisini iyice anlaşılmaz bir konuma itiyordu içindeki karmaşa. Şimdi ömrünün en uzun yolculuğuna çıkıyordu işte. Bugüne değin iz bıraktığı yerkürenin bir önemi kalmamıştı Dolunay için. Nereden baksan on adım edecek olan kapı istikametli bu yol, çıkacağı en unutulmaz seferlerden biri olabilirdi. Kapısı çalınıyordu işte. Dışarıdaki öylesine biri ya da birileri olsa, birinin ya da birilerinin düştüğü kuyudan çıkmasını sağlayabileceği bir gerçeği var Dolunay'ın.

 

İşte tam karşısında maviye boyanmış metal bir dış kapı var. Ruhu şunları fısıldıyordu kulaklarına: “Tanrı'm, seni seviyorum.” İşaret parmağı, kapının açma aparatını ilk defa bu kadar şehvetle kavradı. Adeta tüm kimsesizler adına sıkılmış bir kurşun gibi çekti parmağını sağa doğru. Ve öldü kalabalıklar.

 

Kapı açıldı.