Ya bahar gelmeseydi;

açmasaydı çiçekler,

gülmeseydi çocuklar,

doğmasaydı güneş,

anlamı kalır mı yaşamın?


Ya bahar gelmeseydi;

papatyaları 'seviyor, sevmiyor' diyerek umutla koparıp attığımız zamanları, gönül almak için bir demet gül alıp kapısına dayandıklarımızı, bir kasımpatı vedasıyla sonsuz bir yolculuğa gidenlerin arkasından baktıklarımızı, kaldırım taşlarının arasında açan çiçeğe bakıp her şeye karşı güçlü bir şekilde 'umut' dediğimiz zamanları, kıştan kalan o buhranlı anıları güneşli günlerle süsleyebileceğimizi, her yeni bir güne umutla başlayacağımızı bilmek baharı getirirdi her zaman. İçimizdeki umut ışığı sönmedikçe her mevsim, her an bize baharı getirir aslında.


O matemli günleri de içimizde öldürdüklerimizin yanına koyup kapağını kapatmadıkça gökyüzümüz her daim parçalı bulutlu olacaktı. Güneş doğmazsa içimize, yüzümüz nasıl gülecekti bu hayata? Güneş doğmasaydı kaderimize inhilal olan kalbimizde nasıl adım atacaktık yarınlara? Umut diye bir şey olmasaydı bu üç günlük dünyada, nasıl yaşayacaktı insanlar bu zamana karşı mütemadiyen bir çabayla?


Aynı şarkının satırlarında dans ederken ayrılsak bile ruhlarımız birbirini bulacaktı mütemadiyen.


Satırlarında kaybolmak istediğim kitap, gerçekleştiremeyeceğim hayallerime engel olacaktı mütemadiyen.


Mütemadiyen bir aşkla yazacağım, yaşatacağım seni her satırda, usanmadım bu yolu sensiz yürümekten, sonu sana çıkacaksa.


Ve mütemadiyen sevgilim, seni hayallerimde bir umut yaşatacağım her baharda.