Beyaz adımlı gecelerin getirdiği ürkütücü uğultular çalıyor kapımızı. Hazırlıksız gelen her misafir gibi ölüm de ansızın çaldı kapımızı. O buz gibi eskimiş tahta zeminler üzerinde kime ait olduğu belli olmayan bi' gıcırtı... İşlemeli kapıların ise sanki kalmamış yağlanmaya bile ihtiyacı.


Bir ses ver, kar taneleri gibi susma ayaz ayaz. Vedalar bu denli de korkutucu sessiz olamaz. Bir adım atsan karlı gecelerde yollara, o saf beyazlık ürker mi gecenin koynunda?


Soğuk bir tepenin ardında buz gibi duvarlar karşılıyor ellerimizi, adımlarımızı. Şimdi o duvarları aşıp ansızın ölüm gibi misafir olmalı. Ayakkabılarımız o soğuk kapının eşiğinde kaldığında anlayacağız, utangaçlığı hangi cebimizde sakladığımızı.


Gece sessiz ve bu sessizlik üşütüyor ses tellerimizi. Gecenin koynunda bembeyaz örtüler serili, misafir çarşafları gibi. Bir misafir olduk o soğuk yeryüzünde habersiz. Sakladık ondan bundan yüreğimizi, kalın yorganların altına sığınır gibi.


Gitmek vakti gelmişse soğuk gecenin koynunda, ayakkabılarımız kalmışsa bizden geriye, ne anlamı kalır varılacak yerin? Bu yeryüzünde adamakıllı misafir bile olamadık, ne anlamı var varılacak adresin...