Yine de aldırmadı olup bitene A.

Bazen insan hiç aldırış etmezdi olup bitenlere. Olur dedi içinden, olur öyle şeyler, aldırma sen.

Babasının baş ucunda oturmuş, babasının kollarındaki belirgin damarları takip ediyordu gözleri. Maviye yakın, yeşile uzak damar izleri vardı babasının kollarında.


Nedendir bilinmez ama birden bire A. ağlamaya başladı. Nedir insana o sıvıyı gözlerinden akıtan, babasının kollarındaki belirgin damarlara bakarken ne geldi aklına A'nın. Hayat ne kadar uzun, ömrü ne kadar kısa baba, dedi kısık ve yorgun titreyen sesiyle. Ancak ses değildi sadece titreyen, kalbi de öyle titriyordu sanki, öyle yorgun, öyle durgun ve solgun...

Her neyse, düşündüğü o muydu? A.’yı ağlatan, kalbini titreten o muydu?

Bilinmez işte bazı şeyler. Aslında bilinir de insan bazen bazı şeyleri, çoğunlukla hayata ve ömre dair şeyleri bilmek istemez. Çünkü bilmek, bilmemektir esasında, bilmek çürümektir.

A. babasının baş ucunda oturmuş, otururken düşmüş ancak bunu kimse bilmez kendinden başka. Babası bunu bilse güler ve insan ayaktayken düşer evladım derdi.


Ah baba bazı insanlar vardır ki düştükleri yerden düşerler. Bunları sen bana öğrettin baba, sen öğrettin bana oturup kalkmayı. Tam oturmaya çalışırken kulağıma yaklaşıp “Oğlum aman ha dikkat et otururken. Düşürürler acımaz kimse sana, ben de dâhil.” demiştin baba.

Unuttun mu bunları?


A. babasının sol göğsüne başını koydu usulca. Babasının kalbinin sesini dinlemek üzere nefesini tuttu.

A. nefesini tuttu ve bir daha geri vermedi tuttuğu nefesi.