Dolu dizgin haykırmalı bazen. Sustuklarımız, konuşamadıklarımız, yorgunluklarımız bazen bizimle uzun süre kalabiliyor. Özellikle haykıramadıklarımı, dolu dizgin bağıramadıklarımız. Bizden alıp götürdükleri var sanki. Her sustuğumuzda kendimizden kaybediyoruz sanki. Narin ve kibar olmanın saflık sanıldığı devirde ne bekleyebiliriz ki? Zarafetimizden konuşamadıklarımız saflığımız olarak algılanıyor. İyi biri olmanın bize getirisi çok düşük. O halde neden dolu dizgin susuyoruz?

 Biz de haykıralım dolu dizgin…

 Sancılarımızı haykıralım, dertlerimizi, kederlerimizi, konuştuklarımızı, konuşamadıklarımızı, haykıralım dolu dizgin..

Meselenin sadece ben merkezci olarak bakıldığı şu zamanda biz de susmayalım hepten çıldıralım.

Keşke insan değil de bir kuş olarak gelseydim şu evrene. Korkularımı, yenilgilerimi, ele avuca sığmayan öfkemi, cesaretimi, bilgilerimi, hüzünlerimi,üzüntülerimi bir bavula kohyar gibi kendi benliğimde toplayıp en yukarılara uçardım belki. Göklerin en güzel mavisine.

 

Delirircesine düşünerek yaşamanın getirdiği hapis hayatını bilen eminim ki vardır içimizde.  Bazen kaybolmak isteriz..

Hiç gelmeyecekmişçesine başka yerlere uçmak.. Kim istemez ki..

Yağan yağmurda ıslanmak uçarken…

 İnsan hafızası ile sınanan bir varlıktır. Ne çok isterdim birçok şeyi unutmayı.

Keşke beyimizde bir havuz olsaydı atabilseydik; kızgınlıklarımızı öfkelerimizi, korkularımızı, üzüntülerimizi…

Var olmayan mutluluklarımızın bedelini mi ödüyoruz acaba?

Ne kadar pahalıymış bedeli...

Bazen insan olmakta kar etmiyor insana...

Sürgün olmuşuz evrenin bilinmeyen bir cenderesine...

Ne kazanmak istiyorum ne de kaybetmek ben sadece kendim olarak kabul görmek istiyorum bu dünyada.

Zaman dediğimiz kavram ne ki zaten? Zaman insanı kendinde kaybeden bir varlık…

Bari biz var olalım. Her şeyden önce konuşarak, yahut da hiç bozmadan stilimizi susarak..

 Mesele ne yolda ne yoldaşta,

Mesele ne varda ne yokta,

Tüm mesele biziz.

Tüm çabamız ben olma gayesinde.