Tepelere çıkmaktır insanlığın gayesi. Arşta yer alabilmek. Peki ama neredeyse herkesin de yükseklik korkusu yok mudur? Aynı ben lakin tezat istekler. Zirvede yer almak arzusu ve yukarıdan aşağıya bakarken yaşanılan ürperti. Acaba bir gün ben de düşer miyim düşüncesi mi insan bedenini bu kadar sarsan gerçeklik? Hedefler belirlenir, planlar yapılır ve en can alıcı nokta uygulamaya koyma safhası. Her şey bir yana, insanoğlu içten içe bilir ki her çıkılan merdiven, kat değeri taşır ve omuzlarda yük olarak yerini alır.


Burnu kaf dağında olmak deyimi. Kürsüden insancıklar yumağına seslenmek. Eğilmem gerekiyor sizi görmem için. Yanılıyorsun, yüce olan sen değilsin. Tırmandığın dağı kar kaplar, saniyelik bir hataya bakar ayağının kayması. En büyük yanlışın dünyayı kendini merkeze alarak değerlendirmen. Bence değişmezsin de. Ancak söylemeden edemeyeceğim: Kambur olmak ile aynı seviyeden bakabilme yetisi benzer şeyler değildir. Çünkü mütevazılık bireyin alçakgönüllü olarak büyümesidir.


Doruklarda yer almak ne kadar büyüleyici... Beraberinde getirdiği yalnızlık başarılı olmanın bedeli. Aslında etrafın kalabalık. İnsanlar seni çok seviyor. Düş bakalım dizlerinin üzerine, yanında kim kalıyor? Zorlukların tillahını yaşayan anlar her cephede savaşmanın tek başına yorucu olduğunu. Zorluk? Ne ifade edilmek isteniyor bu kelimeyle? Sevdiklerini içine çeken bataklıktan kurtarmak için uzattığın elini kapar mutsuzluk ve sen de saplanırsın o dipsiz kuyuya. Kısır döngü. Ayaklarım balçık kaplı, adım atamıyorum.