Geçen gün, mahallenin yukarısında yürürken hafiften bir yağmur başladı. Bi yarım saat kadar yağıp durunca, etrafı muazzam bir koku sardı. Eminim hepimiz biliyoruzdur, yağmur sonrası toprak kokusunun nasıl da güzel olduğunu. İşte o sırada aklıma, neden bu kokunun bir parfümünün üretilmediği sorusu geldi. Elbette bu fikirde de bir yenilik yok. Eminim sizlerin de aklına, bazı kokuları konsantre hale getirmek gelmiştir. Bu anlamda benimki, bu fikirlerin bir derlemesi olacak.


Efendim, kabul etmem gerekiyor ki parfümlerin bazıları gerçekten güzel. Ancak çoğu zaman, güzel de olsalar bunlarda bir yapaylık, çiğlik hissederim. Hele ki bazı parfümlerin kokusuna hiç dayanamam. O vakitler işte, bulunduğum ortamların ve kimi vakit kendimin de doğal bazı kokular yaymasını isterim. Peki ne olabilir bu kokular? Ben kendi listemi yapayım. İsteyen istediği kokuyu ekleyebilir elbette.


Yazının da başlığını oluşturan koku ilk sırada olmalı; yağmur sonrası toprak kokusu. Bence ikinci sırada, bebek kokusu olmalı. O ne eşsiz bir kokudur öyle... Ve aklıma gelen diğerleri de şöyle;


Çiçeklerden iğde, hanımeli ve yasemin.


Marangozların önünden geçerken muhakkak birkaç fırt aldığım tiner kokusu.


Kitap ve dergi kokusu.


Civciv ve muhabbet kuşu kokusu.


Defne, limon ve ceviz yaprağı kokusu.


Yeni biçilmiş çimlerin kokusu.


Soba üzerinde kızarmış ekmek kokusu.


Kuruyemişçilerin önünden geçerken hissettiğimiz kavrulan leblebi ve kahve kokusu.


Bazılarına garip gelecek ama insana "hmmm az önce buradan bir at geçmiş" dedirten -hafif olacak ama- at kokusu.


İskender döner önümüze bırakıldıktan hemen sonra üzerine dökülen kızgın tereyağı ile birleşen kızarmış etin kokusu.


-Hadi bayan arkadaşları kırmayayım- aseton kokusu.


Soyulup ortadan ikiye biçilmiş ve anne tarafından elinize tutuşturulmuş salatalık kokusu.


Haşlanmış mısır kokusu.


Pazarda yürürken size, "şşşt, buradayım" diyen çileğin kokusu.


Sac üzerinde pişen lavaş ve bir vakitler çamaşır selelerinin içinde satılan, üzerine örtülen sofra bezi kaldırılınca buram buram tüten ramazan pidesi kokusu.


Yeni hasat edilmiş tarlalardan gelen biçilmiş saman kokusu.


-Bence hepimizin, sevdiğimizi başkalarından gizliyor olsak da- kendi bedenimize ait kokular (mesela çoraplarımızınki).


Elbette rakı kokusu.


Sıfır otomobil kokusu.


Şöminede yanan meşe odununun ve semaverde yanan çam kozalağının kokusu.


-Hemen ekmek banma isteği uyandıran- yemek için yağda kavrulan kuru soğan ve üzerine eklenen salçanın bütünleşik kokusu.


Şöyle uzaktan ve hafif olanı makbul olan henüz atılmış asfalt kokusu.


Ve son olarak da -az önce farkına vardığım- yeni serilmiş nevresim kokusu.


Bunlar, benim aklıma gelenler; daha doğrusu benim sevdiğim kokular. Sizlerin de sevdiği ve hatta sevdiğini söylemekten çekineceği kokular muhakkak vardır. Ancak ne de olsa hepsi bizi tanımlayan şeyler değil midir? Sevelim ve söylemekten de çekinmeyelim efendim, bize ait ve bizi tamamlayan kokuları.




18 Mayıs 2023

Gültepe