Yazgı işte

Göğsüme çakılmış suntanın son çivisi ellerimde

Tarifi açılmamış güvercin pusulalarından kayıp giden benim bedenim

Hani eski bir salıncakta ağır ağır sallanan kader çizgisi de benim

Ne çıkar matem ayından

Ne zaman yitirilir iki ucu keskin gülüşlerin


Yazgı işte

Gaybın anahtarına tutunamam

Vadesi dolmuş mezar taşlarında savrulur göz bebeklerim

Yalın kavgasına sığındığım doğrusu olmayan postal sesleri

Kıyısı denize varmayan mızrak batırılmış çuvallarda taşınan bedenler

Ki göz önünde kaybolur

Yok olduğunu zannettiğin kefenler

Ve matem ayı da son bulur

Acı, resmi duvarda sindirilmiş yorgun yüzlerle iner yere

Dört kitaptan yükselir ayetler

Yaşatmayı öldürmekten üstün tutar her biri

Her biri insanın insana yazgısını öğretir


Yazgı işte

Atıldığın kuyuların bir önemi yok

Sen sabaha karşı çizilmiş üryan denizlerin koynundasın

Uğultusu yitirilmiş parşömen

Yazmış kalbine sinen süveydanın kırık dökük yeminlerini

Kurt başka umut başka

Teslimiyet karışmışsa aşka

Önce gökler ve yıldızlardan al sözünü

Sen sözünü al ki çehreni sımsıkı sarsın ay

Rüyalara daldığın kainat virdinde saklı yedi yeşil başak

Çünkü yazgın bir kez yazılmış

Mısır ne yakın ne uzak.


Yazgın kısa

Kimi zaman yollar kadar uzun şiirlerde gizli

Ne yalnız hayır gizlenir avuçlarına ne şerri unutulur

Çünkü yazgı yürekte soğutulur

Bir gün geri dönmemek üzere gidenlerin tek umududur

Kimi zaman kahve telvesine sıkışmıştır aradığın sonbaharlar

Kimi zaman gökkuşağını görmeden anlatır hislerini

Ömür terazisine yuva yapmıştır ansızın

Balçığı gövdesindeki yakan güneşin son ışıltısında

Kadim bir dostun son sözleri budur.


-Biliyorum, yazmasam olmazdı

Fakat düşünmeden edemiyor insan

Kim kafa tutabilir yazgısına karşı?-