Yazıyorum ben, evet. Her gün, güneşin doğuşuyla batışı arasında bir, bazen iki sayfa...

Kalemin kontrolüne geçen parmaklarımın donup kaldığı anlar olmuyor değil. Kurgu öykümün gerçeğiyle yer değiştirdiği, cümlelerin anlamsızlaştığı yazılar çıkabilir bazen.

Ana fikri bellidir aslında benim öykümün. Okumadığınızı ya da okuduğunuzu anlamadığınızı düşünürken “Ne bu şimdi? Neden bahsediyorsun burada? Ben hiçbir şey anlamadım.” gibi söylemlerle, bir kez daha bakmak istedim kendi öyküme. Hıımmmm... Evet... Okudum tekrar tekrar. Yer yer hak bile verdim eleştirilerinize.


Zor gerçekten. Karmaşık. Cümleler arası geçişler bile kötü. Düşüncelerimdeki kelimeler yerlerine oturmamış da dans etmiş adeta kağıt üzerinde. Bazen özneyle yüklemin yeri bile değişiyor beynimde, inanır mısınız? Ee, bu da kalemin ucuna akmış besbelli. Bundan sebep belki de anlaşılmazlığı, dağınıklığı. Bakıyorum da, giriş cümlem fena değil, iyi kurgulanmış bu bölüm gerçekten. Anlatım bozukluğuna da pek rastlamadım. Lakin gelişme... Öylesine. Pek bir karmaşık, baştan savma. Aslına bakarsanız, bu işi iyi bilen birileri bana müdahale etmeye çalışmışlardı ancak tamamen bana ait olmasını istediğim bu öyküde hiçbir alıntıya ya da yardıma izin vermemiştim ben.


Üst üste gelen gerçeklerle öykümdeki kurgular, ben anlatmaya çalıştıkça iç içe geçmiş. Bazen devam cümleleri bir öncekinin tezadı olarak karşıma çıkıyor çoğu yerde. Soru işaretleri, dinlenmeye geçtiğim virgül ve noktalar hep yanlış yerlerde sanki. Cümle sonlarında tek nokta yetmemiş mesela bana. Duraksayıp yeni cümleye başlamak için hep üç nokta kullanmışım. Derin bir nefes misali.

Sondan başa çekip çekip okuyorum sayfaları... Yok! Haklıymışsınız. Ben bile anlamadıysam bu öyküyü, okuyucunun anlamasını bekleyemem. Dur bakalım, hele bir yarın olsun. Olmamışlar düzeltilir elbet. Nasıl olsa her yeni gün başka bir yazıya sebep.