İnsan, hakkında önceden hiçbir bilgiye sahip olmadığı, yeni deneyimlerin içerisine ilk kez girdiğinde; egosuyla, kendi içindeki şeytanlarla savaşmak durumunda kalabiliyor. Bir insan, kendisi için tamamen yeni olan bir alana adım attığında bir eşik ile karşılaşıyor önce. Bu eşiğin yüksekliği, o insanın egosunun ne denli kırılgan olduğuyla orantılı oluyor çoğunlukla. Dolayısıyla kişiden kişiye değişebiliyor. Bu eşik genellikle ilk etapta, yeni deneyime giriş aşamasında ortaya çıkıyor. Daha önce hiç tecrübe etmediği, hakkında detaylı ya da yüzeysel bilgi sahibi olmadığı, onun için tamamen yeni olan bir deneyimin içerisinde acemiliğini oldukça yoğun ve vurgulu biçimde hissediyor insan. Hele de söz konusu yeni deneyimin içerisinde tek acemi kendisiyse... Hele de diğer herkes o deneyimle ilintili az çok bilgi, tecrübe sahibiyse… İşte tam olarak burada devreye girmeye başlıyor ego. Eğer böyle bir süreçten geçmekte olan bir insanın ego yapılanması alabildiğine sağlıksız, lüzumsuz derecede büyük ve büyük olmasıyla orantılı olarak da kırılgan ise; yeni deneyimin giriş aşamasında karşılaşılan ve aşılması beklenilen eşik bir o kadar yüksek ve zorlu oluyor. Buna karşılık ego yapılanması gayet sağlıklı, dengeli ve yeterli büyüklükte ise; söz konusu eşiğin aşılması bir o kadar rahat ve kolay gerçekleşiyor.


Eğer bir insan sağlıksız, haddinden fazla büyük ve büyük olduğu kadar da kırılgan bir ego yapılanmasına sahipse; yeni bir deneyime adım atmasını takip eden süreç içerisinde çalkantılı ruh hâlleri, gelgitler yaşayabiliyor, o deneyimi tamamlamadan yarıda bırakıp gitme isteği duyumsayabiliyor, aşağılık kompleksi içerisine girebiliyor. Bu durumun takipçisi ve farkındalıklı bir gözlemcisi olmayı seçmezse; kendisini sabote edip o deneyimi yarıda bırakma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliyor. Ve insan, kendisini çok başarılı bir biçimde ikna edebiliyor. Bu bazen bir avantaja dönüşürken, bazen ise dezavantaj hâline gelebiliyor. İşte böyle bir sürecin içerisinde, insanın çeşitli bahaneler üretip kendisini ikna etmesinin dezavantaj teşkil eden veçhesine tanıklık ediyoruz. ‘’Kendini sabote etme’’ başlığı altında üretilen bahaneler çoğunlukla; o insanın söz konusu yeni deneyim alanıyla uyumlu olmadığı, oraya aidiyetinin bulunmadığı, asıl istediği şeyin o olmadığı, en başında hatalı bir seçim yaptığı yönünde oluyor. Tüm bunları hem kendisine hem çevresindekilere gerekçe göstererek o deneyim alanından prematüre biçimde ayrılmayı, oradaki yolculuğunu erkenden noktalamayı seçebiliyor. En başında belki müthiş istekli, hevesli, meraklı olduğu, keşfetmek için can attığı bir serüvenin gereklerini yerine getirmeden, o serüvenin tüm aşamalarını istikrarlı bir biçimde tamamlamadan kendisini konfor alanına geri çekip tüm bu süreçten vazgeçebiliyor. Ve bunun asıl sorumlusunun, olması gerekenden çok daha aktif ve yetkili kılınan ego yapılanması olduğunun farkına bile varamayabiliyor. İçinde, yarım bırakılan o deneyimin ‘’Tamamlansaydı nasıl olurdu?’’ sorgusunun kekremsi parçacıklarıyla hayatına devam etmek durumunda kalıyor. Eğer buradaki sağlıksız ve kendi olumlu potansiyelini sabote edici işleyişin idrakine varamaz ve dolayısıyla bu döngüyü kıramazsa; acemisi olduğu her yeni deneyimin içerisinde benzer süreçlerden geçip oradaki eşiği aşamadan söz konusu deneyimi yarım bırakıyor ve tamamlayamamanın burukluğunu hayatı boyunca içinde kümülatif biçimde biriktirmeye devam ediyor...


Bu tema, ne yazık ki, benim kendi hayat yolculuğumda sıkça karşıma çıktığını gözlemlemekte olduğum bir tema. Ne zaman müthiş bir istekle, hevesle, çocuksu bir merakla yeni alanların, yeni deneyimlerin içerisine girmeyi seçsem; o alanların, o deneyimlerin acemisi olduğumdan yetersizliğim fazlasıyla görünür oluyor ve bu durum, egomun kırılgan taraflarına âdeta kocaman bir kaya parçası gibi çarpıp egomu fazlasıyla zedeliyor. O alan, o deneyim bazında kendime yönelik duyumsadığım güvenin çokça düştüğünü hissediyorum. Hatta bazen öğrenme, tamamen yabancısı olduğum yeni bilgileri özümseme hızım –diğer birçok insana nazaran- oldukça düşük olabiliyor ve bu durum, yeni deneyime giriş aşamasında karşıma çıkan eşiği aşmamı iyice zorlaştırıyor. Utandığımı gözlemliyorum mesela. O alanla ilintili hiçbir şey bilmiyor olduğum, tamamen sıfır noktasında bulunduğum için, öğrenme, algılama, yeni verileri özümseme hızım genellikle pek de yüksek olmadığı için, teoride öğrendiklerimi pratiğe aktarmakta çoğunlukla zorlandığım ve birçok şeyi birbirine karıştırdığım için utandığımı gözlemliyorum. Bir anda moralimin bozulduğuna, neşemin azaldığına tanıklık ediyorum.


‘’Hani en başında müthiş bir istekle, hevesle ve merakla girmeyi seçmiştim bu deneyimin içerisine? Keyif alma mefhumu bu işin tam olarak neresinde?..’’


Keyif almayı atlamış, unutmuş oluyorum tüm o utanç hissi ve olumsuz daha nice sentetik hislerin zuhur etmesine izin vererek. Tabii söz konusu yeni deneyimleri tamamlamadan yarıda bırakmak da cabası... Kendimi öyle güzel, öyle başarılı bir biçimde ikna ediyorum ve inandırıyorum ki o deneyime uygun olmadığıma, aslında o deneyimden hiç de zevk almadığıma, oraya aidiyetimin bulunmadığına, ‘’Hem, o deneyimi tamamlasam n’olacak ki sanki?’’ sualinin her yanıtını konfor alanıma hizmet eden bir yerlere çıkarmaya…


Sonuç olarak; kendimi sabote ediyorum. Birçok yeni deneyimi hakkıyla, layıkıyla tamamlamadan yarıda bırakıyor, vazgeçiyorum. Ve dolayısıyla hayatıma o deneyime, o alana ilişkin bilgileri, edinimleri katamıyorum. Bir alanda büyük ölçüde uzmanlaşamıyor, tatmin edici derecede derinleşemiyorum. Tüm bunları yeni yeni idrak ediyorum… Aslında oldukça kırılgan olan egoma, vermemem icap eden yetkiyi vermiş ve onu haddinden fazla aktif kılmış olduğumu yeni yeni anlıyorum… Ve bunun beni alıkoyduğu güzel keşifleri yeni yeni görüyorum... Artık buna izin vermemeyi seçiyorum. İçine girmeyi tercih edeceğim yeni deneyimlerin sonuna kadar gitmeyi, onları başarılı bir biçimde tamamlamadan yarı yoldan dönmemeyi, günün sonunda kendimi yine konfor alanımın sınırları içerisinde bulacağım doğrultuda hareket etmemeyi, süreç boyunca disiplin ve istikrarımı korumayı, acemiliğimden ve bilgileri özümseme hızımın az biraz düşüklüğünden gocunmadan hiçbir yeri boş bırakmayacak biçimde öğrenerek ilerlemeyi ve tüm bunları yaparken de keyif almayı ertelememeyi seçiyorum bundan sonra...