Gece ile gündüzü ayıran keskin bir çizgi var mıdır? Gündüz yüze düşen bir gölge, gece çıkan ayda bir çehre. Sırf sen unutma diye hatırlatır kendini varoluş her surette.

İyiyi ve kötüyü ayıran keskin bir çizgi var mıdır? En içten gülüşlerin perde arkasında mağrur bir keder. Mahmurluğu bırak keder, sen de görünmez olursun neşeli bir nida yeter.

Filizler güneş isterken, tohumlar filiz olmak için ay diye feryat eder.


Bir kavram zıttı ile var olur.

Biri negatif biri pozitif yüklü bulutların çarpışması ile şimşek çakar, yağmur inmeye başlar. Yağmur berekettir. Bulutların elektrik yüklerinin çatışmasından gök gürültüsü doğar, yıldırım düşer. Yıldırım afettir. Nötr hale gelebilmek için yüksek yerlere düşerek fazlalık olan yükünü bırakır.

Rad sûresi 12-13. ayet bize bunu anlatır.

"Hem korkun hem ümitvar olun."

Bilin ki içerideki bir dengesizlik durumunda, hangi tarafınız yolunu şaşırmış fütursuzca değer kazanmaya başlamışsa, içinizdeki çatışmayı dindirebilmek adına, sizi tekrar dengeye getirebilmek için ne tarafınız sivrilmiş, yukarıda kalmış ise benliğin zıvanadan çıkış haline düşecektir yıldırımlar ardı arkasına.


Duygular, düşünceler, benim diye sahip çıkıp oyalandığın sahte gerçekler... Hepsi gelir geçer. Su akar yolunu bulur da sen bulduğunda esas kendini hepsi bir anlam ifade eder.

"Bir ben var ki, benden içeri, bana seni gerek seni." derken Yunus Emre, Lao Tzu da "Kendine dönmeyen çılgına döner." der. Niyazi ekler, "Kararmış kalbin ey gafil, nasihat neylesin seni?"

İster taşı hançer yüklü bir sırt, ister sığ kalan lügatlara suç bulup herkese küs. Ya da bırak hepsini kendi ardına düş.

Nitzsche ile nokta koyarsak, "Kaderini sev çünkü bütün hayatın bu."