O kadar çok kendi varlığımdan kaçtım ki, belki o sayede daha çok varoldun küçücük dünyamın içinde.


Genç kadın bir süre pencereden dışarıyı izledi. Belli ki gelen olmayacaktı. Alıştırılmış yalnızlığını dizleri ile göğsüne çekerek, sırtını içindeki şiddete maruz kalmış duvara dayadı ve sessiz bir şekilde ağladı.


“Bence böyle ağlamak da biraz şov yani.”


İşte, şimdi. Tam da onun istediği gibi ağlıyordu. Evin içerisinde bir sinek uçsa kanat seslerini duyardınız o kadar sessiz. Ya da yan duvarda karınca yürüse bir yerlerin milli marşı çalıyor sanırdınız. Gözlerinden akan yaşlar bile yanaklarından kayarken kendilerini sessize almışlardı.


İçindeki canavarlar savaşırken bir kaos uğruna. Kadın onları ürkütmeden kalktı. Gözyaşı tükendiğinden değil de canı kahve istediğinden belki de.


Kahve içmek biraz şovdu belki ayrılığın ardından ama onun da şov yapası gelmişti içinden. 


Gittiği her yerden kart postal biriktirirdi küçükken. Çok da işte tam şurada çocukluğunu kanatan bir şehir yükseliyordu. İşin kötüsü artık hiçbir yerde kartpostal da satılmıyordu.


C’est un beau roman, c’est une belle histoire

C’est une romance d’aujourd’hui


Issız adam çıkmasa belki hiç dinlemeyeceği bir şarkı çalmaya başladı radyoda. Bu şarkı çıktı çıkalı bir sürü insan ucuz romanlar kadar ıssız, ucuz şaraplar kadar ergen ve ucuz insanlar kadar yalnızdı.


İnsanın değeri neyle anlaşılır?


Bekleyin genç kadın kendine kahve koyuyor. Sizin de burnunuza geldi değil mi kokusu?


İnsanın değeri başka canlılara verdiği değerden anlaşılır diye yanıtladı kadın. Şimdi sana bakıyordu bana bakıyordu.


Pencerenin yanına gitti kahvesini pervazın üstüne koydu. Dışarıda yağmurdan sonra açan bir güneş, tam da toprağın kurutmaya çalışıyordu. Küçük çocukları kaçırdığı iddia edilen bir bohçacı kadın geçiyordu sokaktan. Kadın masumdu çocukları korkutanlar suçlu.

Kel kafalı bir çocuk ilk heykelini yapıyordu yağmurun bıraktığı çamurdan.

Denizin kokusu toprağa karışıp kahve ile yudumlanıyordu.


Giden gitmişti,

Kalan sağlar bizimdi.

Yoksa sahalar mı?


Bunu hiç bilemeyecekti.


Bugün burada cumartesiydi,

Ve onu özlemeyecek birini özlemek anlamsız bir şeydi.


Pervaza smokinli bir kedi tırmandı.