Ara sokakların birinde bir silüet geziniyordu. Onu uykusundan uyanmış, hava almak için camı açan bir çocuk gördü. Garipsedi, geri uykusuna döndü. Silüet koşmaya başlamıştı. Çok ses çıkarmasa bile bir şekilde duyuluyordu. Sokakların zemini taştandı. Bu saatte usul usul yürüyen nöbetçilerin bile sesi duyulurdu. Gerçi her mahalleye iki nöbetçi bile zor verilirdi. Silüet sonunda surun yanına geldiğinde durdu. Etrafına bakındı. Bir elma fıçısının yanına oturdu. Karanlıkta onu kimse göremezdi. Biri hariç. Uzaktan iri yarı vücutlu, kulakları yanlara doğru sivri ve tüylü biri geliyordu. Elini fıçıya doğru uzattı. Silüet irkildi. Tok ama kadınsı bir ses,

— Kapalıyız! Git başka yerde saklan. Yoksa gitmeni sağlarım, dedi.

Silüet koşarak kaçtı. Aru derin bir nefes verdi. Fıçıyı kolunun altına aldı. Hafif ışıkların oynadığı kapıyı araladı ve içeri girdi. 


Hanın içinde maceracılar ve birkaç sivil oturmuştu. Her çeşit insan vardı. Ama burası temiz bir mekandı. Bir ozan bir efsaneyi anlatıyordu. Müşteriler ise aralarında sohbet ediyor ya da ozanın efsanesini dinliyorlardı. Hancı barın arkasında bardakları parlatmakla uğraşmaktaydı. Aru bara doğru yaklaştı.

— İşte istediğin fıçı, deyip fıçıyı gösterdi.

Hancı:

— Teşekkür ederim. Rica etsem açar mısın?

Aru sorulduğu anda açtı. Hana taptaze elma kokusu yayıldı. Aru bir elma aldı ağzına ve masaya üç bakır bıraktı. Hancı bakırları geri uzattı. Bakışlarıyla istemediğini Aru'ya güzelce anlattı. Aru ısrar edecekti ama hancının ne kadar inatçı olduğunu biliyordu ve canı bu akşam onunla inatlaşmak istemiyordu. İstemeye istemeye Aru bakırları cebine koyarken bir oğlan sandalyeye oturdu. Daha bıyıkları bile terlememişti. Bir elma suyu ve üç bira istedi. Aru çocuğu baştan aşağı süzdü. Sanki biraz gergindi. Zaten konuşurken sesi titremişti. Pek garipti. Çocuk bardakları alıp bir masaya doğru yürüdü. Aru o zaman anladı neden çocuğun gergin olduğunu. Masadaki tipler baktığınızda sevimli tipler gibi gözükebilirlerdi. Zaten bu yüzden bu handa durabiliyorlardı. Ama her biri zırcahildi. Politika içinde olanların kıçlarını yalamaktan daha iyi bir şey yapamadıkları için pisliktiler. Onlarla tartışmaya girmek ancak sinirlerinizi hoplatırdı. Çocuk onların yanında zorla oturuyormuş gibiydi. Onların zihniyetinde yanlarında takılırsanız rahat yaşardınız. Aru'nun asıl anlamak istediği bu çocuk öyle birine benzemiyordu. En azından Aru böyle hissediyordu. Hancı Aru'nun fazla baktığını dirseğinden dürterek fark ettirdi. 

— Yapma yoksa fark ederler. Biliyorsun sorun çıksın istemiyorum. Onlarla uğraşmaktan bıktım. 

— Sorun mu çıkarmak? Öyle bir niyetim yok. Hem şanslısın ki yorgunum, dedi Aru.

Hancı derin bir nefes vererek rahatladı. Aru bunu ilginç buldu çünkü bu kadar korkutucu olamazdı. 


Masadakiler biralarını yudumlamaya ve sohbet etmeye başladılar. Her zaman yaptıkları gibi, saçma sapan, kendilerini ve destekledikleri kişileri övmekten başka bir şey konuşmadılar. Aru pek anlamıyordu politikadan ve entrikadan, bildiği tek şey onların desteklediklerinin pek iyi insanlar olmadıkları. Yavaş yavaş toparlandılar ama içtiklerinin parasını ödemeden gitmeye kalkıyorlardı. Aru bunu daha onlar toparlanmaya başlamışken fark etmişti. Kapıya doğru hızlı hızlı gidiyorlardı ki Aru kapının önünde dikilmişti bile. Aru hepsinden uzundu, aslında onun ırkı her zaman insanlardan uzundu. 

— Yol verir misin, geçmemiz gerek insan olmayan. Senin gibiler zaten niye hala şehirlere girebiliyorlar onu anlamış değilim.

— Hesabı ödeyin, o zaman çıkabilirsiniz insan evladı. Son kelimeyi bastırarak söyledi.

— Ödedik zaten. Öyle değil mi beyler? Arkasına baktı, herkes kafasıyla onayladı.

— Ben görmedim. Barın arkasında duran arkadaşım, parmağıyla işaret etti, o hiç görmedi.

— Belki siz görmemiş olabilirsiniz ama biz gördük ki bence bu yeterli.

— Nasıl yeterli oluyormuş? Aru sinirleniyordu. Yavaş yavaş yumruklarını sıkıyordu.

— Sen gerçekten bizimle uğraşmak mı istiyorsun? Ödedik dediysem ödedik. Hem ne yapabilirsin ki? Bizlerin bir kılına bile dokunamazsın. Köylü bozuntusu.

O andan itibaren bir sessizlik oldu. Ozan müzik çalmayı bıraktı. Masalarda oturanlar konuşmayı kesti. 


Aru şovu seven biri değildir ama kim bu kadar seyirciyi bir arada bulup onlara bir gösteri yapmaya hayır diyebilirdi? Ozana doğru bakış attı. Ozan ne demek istediğini anladı. Oynak bir hava çalıyordu. Aru sanki dans edecekmiş gibi ellerini kaldırdı. Şarkı söylemeye başladı. Bir anda ilk yumruğunu attı. Yumruktan çok bir dans hareketi gibiydi. Sonra iki ve üç derken üçünü yere serdi. Tek çocuk ayaktaydı. 

— Kaybolun!

Hepsi topuklarını vura vura kaçtı. Aru kapıyı kapatıp müşterilere reverans yaptı. Herkes kahkaha atmaya ve alkışlamaya başladı. Hancının yanına döndü

— Teşekkür ederim Aru. Umarım onlara bir ders olur, olmazsa çünkü bu sefer dersi ben vermek zorunda kalacağım.

— Lafı bile olmaz, sonuçta onları hırpalamak eğlenceli aktivite hem bak ortam biraz canlandı.

Dediği gibi ortamın biraz enerjisi değişmişti. Artık daha canlı ve hareketliydi. Bu canlanma kasaya olumlu yansıdı. Hancı pay vermek istiyordu, en azından içtiği içkiler bu gecelik müesseseden olsun istiyordu. Aru kabul etmedi. Kendisi yerine ozana verebileceğini söyledi. Yavaşça herkese iyi geceler dileyip kapıdan çıktı


Aru şehirde kalmıyordu zaten. Aru şehirde uyumayı hiç sevmemişti ki. Çocukluğundan beri her zaman ağaçların dalında yatmıştı. Bu civarda onu taşıyabilecek bir ağaç yoktu ne yazık ki. Kendine küçük bir kulübe inşa etmişti. Çok uğraştığı söylenemez. Sonuçta her gittiği yerde en fazla 3 ay kalıyordu. Rahat bir yerdi o kadar. Kulübesine geldiğinde kendini rahatlamış hissetti. Uzakta kimsenin rahatsız edemeyeceği bir yerdi. Arkasına baktığında şehri ve duvarlarını gördü. İlk defa bu kadar büyük bir şehre geliyordu. Aslında küçük bir şehirdi ama Aru için büyük sayılırdı. Küçük bir kütüphanesi vardı şehrin. Üç kere uğrama fırsatı oldu. Okumak isteyeceği bir sürü kitap vardı. Hatta bazıları okuyamadığı başka dillerdeydi. Onun ilgisini çok çekmişti. İki tane kitap ödünç almıştı. Kulübeye girdiğinde iki sincap yatak dediği kütükte uyuyakalmıştı. Onlar dostlarındandı. Burada onlar sayesinde evinde hissediyordu. Ev, doğa... Bunları düşününce istediği şeye ulaşmak istiyorsa bunlardan vazgeçmesi gerektiğini hatırladı. Sincapları hafifçe kucağına aldı. Gezerken topladığı kumaş ve ip parçalarıyla yaptığı bir örtüyü alıp üzerine çekti. Sincapları koynuna koydu üşümesinler diye. Sincaplar bunu hissedip koynuna daha fazla sokuldular. Aru gözlerini kapadı, düşüncelerini bıraktı ve uykuya daldı.