Hoyrat bir saldırganlıkla saplıyorum küreğimi

bizi saklayacak olan toprağa

toprak ürperiyor hoyratlığımdan

ürperiyorum üzerine tahtalar bastırılmış ölümden

ölüm ki, bir devrimcinin hazırlığıdır, her gece yeniden yaptığı.


Bir kadının boynuna doladığı atkı, sesinin çatallanışı ne anlatabilir bize?

Bir kadının boynuna doladığı atkı ya da sesinin çatallanışı bize, iki dünyanın ölüsü ömrümüze

bir şeyler anlatıyor

koşturmacaların arasında yerleri süpüren atkı, öfkeden göğü delen sesin çatallığı

yaşamın kanıtı değildir de nedir?

Gümbür gümbür vururken ayak izleri yeryüzüne

kol kola girmiş bir ihtilal provası olmuşken gergin yüzler

kefen ölümü kirletmekten başka neye yarar?

Yaşamak, atkının yerde sürünmesi, sesin çatallanışı gibi

yaşamak ayağa kalkmanın ön koşulu değil mi bizim için?


Yaşamak isyanın eş anlamlısıdır artık

isyan ki, dikenin kanattığı ellere baka baka gülü düşlemek

yüreğin gümbürtüsüyle ölümün kof gürültüsünü boğmak.

Ateşini boynuna doladığın atkının yaktığı

ince bir yas dumanı yükseliyor soluklarımızdan.


Ürkek kuşların titreyen tedirginliğinde

tedirginliğin ve yasın göğsünden kızıl bir çelik gibi köpüren öfke

pusatlarıyla karşılıyor ayaklarının gök gürültüsünü

yaz akşamlarında patlayan sağanakları gölgeliyor yüzün

aşkın çırasını tutuşturuyor ellerin

sonra kefen kirletmiyor ölümleri

hüzün sarartmıyor yüzleri.