Kaldırıp gözlerini gözlerime baktırdım bir sabah

Bozdurmak nasılsa bin yıllık bir tılsımı

Ve ağırlamak koynunda,

Ne kadar çıplaksa o kadar tuzak

Ne kadar tuzaksa o kadar iştah

Ve ne kadar iştahsa anlamam köpüreni üstüme


Biri yakasızdı, biri kan hırçını; ben susuz

Biri yangın kere cehennemlik ben uykusuz

Soluşurken kalan büyüyü öldürür gibi

Evveller büyüsün isterdim

Meğer dilimizden, aklımızdan soyunmuşuz


Onları sevmedim hayır, 

Onlardan korktum, tanrı sandım onları

Kırmızı duvarları karaladılar olmaz

Canımı paylaştılar kavgalanıp olmaz

Olmaz ölüm bana kapı açıp kapamak değil

Ve durup yandım, dönüp yandım

Uymazlığıma inanırlar sandım

Olmaz mı?


Yatışmadılar hayır,

Yakışmadılar ne duvarda tablo ne yerde şişe

Kovuşup sinen ne varsa inandım

Rengimi sattım hiç pahasına yetişir

Ucuzlara, her şeye benzeyenlere boyandım


Bir sabah gözlerime baktırdım

Tekabür ki iblis yüreği sanarsın gözümde

Dik durdukça, kudurdukça, 

Hatta sığınamadıkça el ovuşturan dünyalara

Sığınacak omuz aradılar


Oldu

Şimdi çiçekler astım yüzü bilinmez yerlere

Uyunur ve büyünür dünyalar düzdüm

Ben kazandım ölümden de büyük

Yaşam kadar bilekten gayrısı

Günledim gövdemi yeniden

Kırışmış, sıyrılmaz gecelere günledim


Örtüp çıktım kapısını

İçerde detayına müsemma sevgiler

Tükenmelere duyarlı umut bıraktım


Oldu

Anladımsa anlamadım tavında yananları

Yittiler.

Oldu; görmedim bir daha orada onları

Gittiler.



Fotoğraf: Ecre Begüm Bayrak