Cemil... başarısız Cemil. Koltuğunda oturuyor; ciddi bir şeyler düşünür gibi görünüyor ama şişelerin hangisinin büyük olduğunu düşünüyordu. Bugün ne olduğundan hiç haberi yoktu. Telefonunu çıkarıp Salih'i aradı. Çok geçmedi koltuğundan kalkıp pantolonunu silkeleyip kapıdan çıkıp sokağa doğru indi.


...


Salih'in infaz kararı verilmişti. Efendi, bir grup insanın dahil olduğu bir örgütün, belki de bir dinin lideriydi. Yıllar önce kurulan bu örgütün kesin amacı "dünya, hassas insanlar için cehennemse kıyamet, hassas insana hediyedir." düşüncesiydi. Bu düşüncenin peşine yaprakları yakanları, o yanan yapraklardan yana umut barındıranları kendi kıyametleriyle yüzleştiriyorlardı. Yaprağı alan, yakan kim varsa her birini öldürmek niyetindelerdi. Efendi'nin Salih'in infazını isteme sebebi kendi çapında çıkardığı isyandı. Salih, öldürdüklerini ortalıkta bırakıyor; üstelik üzerilerine örgütün sembolü olan simurgun mührünü bırakıyordu. Oysa ölenleri kimsenin görmemesi gerekiyordu ve öldürülenlerin gömüleceği yer belliydi. Kutsal ağacın çevresi...


...


Örgütün bulunduğu binadan üç kişi çıktı. İki adam birbiriyle tartışarak çıkıyordu. Arkalarında bir kadın siyah ceketini düzelterek yürüyordu. Üçü de siyah giyinmişti. Adamlardan biri:

-Ya Kayra bana ne şapkadan, ne oluyo takınca?

-Lan tak oğlum işte ne güzel takım gibi olacağız?

-Takmam abi, (arkasına dönüp kadını göstererek) Sezin neden şapka takmıyor?

Sezin şaşırmadan yürüyerek konuştu.

-Ben taksam ne olacak saçlarım uzun,(gülerek) hem bozulmasın saçlarım. Ama Ata sen de tak bence iyi ikili olursunuz öyle.

-Ya ne ikilisi be, ben bunla bir buçuk bile olmam.

Kayra araya girip:

-Buçuk etmediğin içindir oğlum o.


...


Arabaya binip bir mezarlığın yakınında indiler. Kayra ve Ata, arabanın bagajından kazma, kürek, çuval gibi malzemeler çıkarıp mezarlığa girecekken Ata:

-Sezin, sen de gel ya zaten kazmıyon bir şey yapmıyon. Bari yanımızda dur. Bu adam belki beni mezara koyar. Güvenmiyorum ben.


Sezin bıraz kızar gibi yapıp peşlerinden yürüdü. Efendi'nin Sezin'e verdiği görev buydu. Öldürülen hassas insanları kutsal ağacın yanına gömmek; yani katillerle sürekli iletişimde olup her ölünün çetelesini tutmak. Salih, öldürdüklerini ortalıkta bıraktığı için, adli tıp aşamalarından sonra gömüldükleri mezardan çıkarıp olmaları gereken yere götürmek ona düşüyordu. Tabii bunu bir başına yapamayacağından örgütün iletişim işlerinden sorumlu iki mensubu Ata ve Kayra onunla gidiyordu.


Ölüyü çıkarıp bedenindeki simurg mührünü kontrol ettiler. Sonra bir çuvala koyup mezarı kapattılar. Kayra ve Ata, çuvalı iki ucundan tutup arabanın arka kısmına koydular. Arabaya bineceklerken Sezin:

-Kayra, yer değişsek olur mu ya?

-Olmaz, hanımefendi. Biraz da siz ölüyle yakın olun.

-Yazıklar olsun ya...


...


Refik... Serhat'ı götürüyordu. Bir gözü sürekli Serhat'ın belindeki silahta, yola devam ettiler. Serhat, Refik'in kim olduğunu anlayamadı. Eline gelen Refik fotoğrafıyla canlı gördüğünün arasında çok fark vardı. Sakalları uzamış, yüzünün hali değişmişti.


Refik... O da bir diğer katiliydi örgütün. Cemil, yaprağı verdiği an Salih düşüyordu peşine. Cemil yaprağı kime verdiyse o Salih'in sorumluluğumdaydı. Yaprağı yakan ise Refik'in. Cemil ise örgütün, bünyesine katmak için sınadığı zavallının biri... yeterli beceriyi göremezlerse o da infaz edilecekti. Yine de yaprakları dağıtıyordu.


Öyleyse Refik işini doğru mu yapıyordu? Alıp götürdüğü kimseden haber yoktu. Öyle olması gerekiyordu. Bir tek yangında ölen çocuk vardı ve o da yangından öldü diye biliniyordu. Aslı, Ali, Ferah ve diğer yaprak yakanlar Refik tarafından kaçırılmıştı. Ve Refik'in yapması gereken de tam buydu. Kimselerin haberi olmadan onları kutsal ağacın çevresine gömmek ve Sezin'e onaylatmak.


Sezin ve Yasemin, Efendi'ye en yakın olanlardı. Ve örgütün en mühim işlerini onlar yapardı.


...


Yasemin ve Muhammed, Cemil'in evine girdiler. Kavanozdan iki meşe yaprağı alacaklarken diğer yaprağı fark eden Muhammed:

-Bu ne Yasemin?

-Boş ver onu hadi çıkalım.

-Benden bir şey saklıyorsun daha, bu ne? Söylemezsen çıkmam burdan.

-Ne olduğunu tam bilmiyorum. Ama öğreniriz Muhammed, hadi çıkalım.


Kapıdan sessizce çıkıp uzaklaştılar. Ve yapraklarla Efendi'nin karşısına çıktılar.

-Efendim.

-Geldiniz, aldınız mı yaprakları?

Yasemin cebinden iki yaprağı çıkarıp:

-Aldık Efendim. Ama başka bir kavanozda bir yaprak vardı. Büyük bir yaprak. Nedir o?

-Neden bahsettiğini bilmiyorum. Salih'ten kurtulmamız lazım.


Efendi, Salih'ten kurtulmak için Yasemin ve Muhammed'den iki yaprağı ücra bir yerde yakmalarını istedi. Salih, bu güne kadar savunmasız ve çare bekleyen insanlara gittiği için öldürmesi hiç zor olmuyordu. Bu sefer karşısında Muhammed ve Yasemin olacaktı. Bir de yetişirse yanında Refik.


...


Cemil'in hiçbir şeyden haberi yok, eve doğru yürüyordu. Utku, Cemil'in karşısına çıkıp selam verdi. Ayaküstü hal hatır sordular ve Cemil'in evine gittiler. Konuşurlarken Utku, Salih'i gördüğünü söyledi. "Komşu olduğunuzu neden söylemedin?" dedi ama aldığı cevapla kafası iyice karıştı. Çünkü Cemil ona Salih'in bu sokakta değil biraz uzakta yaşadığını söyledi. Bu da Salih'in de işin içinde olduğunu düşündürdü. Çıkıp Serhat'ın yanına gitmek istedi. Arabasına bindi. Telefonunu aldı ve Serhat'ı aradı. Serhat telefonu açacağı sırada Refik, Serhat'ın tabancasını aldı ve Serhat'ın kafasına dayadı. O sırada Serhat, refleksle telefonu açtı ve heyecanlı bir ses geldi.

-Salih! Salih diye biri var!

Serhat, Refik'e doğru dönerek

-"Refik, Refik diye biri de var" dedi.


Refik, telefondan gelen sesi duyunca

-Yaprağı sana Utku mu verdi?

-Evet, ben de yaktım.

-Keşke sen Utku'ya verseydin de o yaksaydı.


Bir süre durduktan sonra Refik, Serhat'tan arabayı sürmesini istedi ve yola devam ettiler.