Şöyle kaç kez geçtiysem yanından o uzak ve yabancı şehirde bir sana anlattım içimi.

Yorulurken, kırılırken, biterken herşey...

Çok ağladığımda o sokaklardan koşup sana gelişim bir yalnızlıktandı. Çünkü bir saksıya konulmuş ağaç gibi ruhum ve bedenim acıyordu bu şehirde.

Asgari ücrete feda ettiğim hayatımı ve düşlerimi, kimliğimi ve kendimi bir sömürünün ortasında bulurken koşup sana geldim yine bu şehirde.

Nefesim kesiliyor burada. Burada ve çok çalışmanın hayatıma mutsuzluğunu biriktiriyorum sadece.

Gelecek kaygısı, geçim derdi değil asıl can yakan.

Doğduğun bu ülkede tüm hayatını tüketen bir işe bağlı olmanla geçirmen.

Ne bir yerdesin, ne de hiç bir yerde.

Bu şehir belirsizlikler ile ruhumu kemirirken

Yine dönüp sana geldim sabahları.

Yanında öylece sessizce bekledim. Gövdene dokundum.

Neden diğer ağaçlar gibi bir bahçede yanyana olmadığını düşündüm.

Sonra baktım uzun uzun. Konuştum. Aynıyız seninle.

Sen yol kenarında bir başına, ben bu ruhsuz şehirde yapayalnız.

Biliyor musun içimden hiçbir şey geçmiyor zeytin ağacı.

Bir ormana yürüyüp saatlerce susup, ağlamak dışında hiçbir şey hissetmiyorum buraya.

Bir süredir mülteci gibi ordan oraya sürüklenen hayatımla ne yaptığımı da bilmiyorum.

Ama saat 4, saat gece 12...

Tüm hayatım bu kadarmış gibi.

Bir makine gibi çalışmaya başlıyor bedenim. Zevk almadan öylece yoruluyorum bu işte. İş işte. Yeterki geçim derdine bir çözüm olsun. Bukowski'yi düşünüyorum senin yanında.

"Yaşama sevincimi sigortalı bir iş karşılığında sattım" sözünü.

Ben de böyle oldum işte. Çok çalışmak, makineleşmek. Yaşamak çok uzak ve tükenmiş bir düş...


Böyle işte zeytin ağacı...

Tüm yorgunluklardan sana gelmek istiyorum çoğu zaman.

Öyle yol kenarında saatlerce seni izlemeyi...

Ancak tam dalarken seninle karşı dağların güzelliğine, ormanın sesine bir alarm çalıyor. Saat dört. İşçi yolunda gerek. Sistem devam etmeli. Asgari ücrete bir hayat ve düş feda etmeye devam etmeli. Çarklar dönmeli. Mutsuzluğumuz, hayallerimizden daha önemli.

Hayat işte zeytin ağacı. Bir yol kenarında durup senin gibi olmayı ne kadar çok isterdim.

Bu yabancı ve ruhsuz şehirde bir saksıya koyulmuş gibi durmaktan yorgunum...

Gece 12. Sistem bugün de galip. Ben biraz daha uykusuz, mutsuz ve mağlup.

Biz hayatta kalanlarız zeytin ağacı... Biz hayatta kalmaya çalışanlar yaşamayı karıştırıyoruz sanırım birbiriyle.

Sen büyü yine de bu şehirde. Bu ormana bak yerime. Yoldan gelip geçenlere kulak kesil. Seni fark ederler mi bilmem ama benimlesin zeytin ağacı...

Yorgunluğuma, yalnızlığıma, yaralarıma dinleyici bir dostsun...